29 Ekim 2025 Çarşamba

Hayber'den Gazze'ye Bir Strateji

Hayber kalelerine sığınan yahudiler yiyecek ve içecek stokları ile PEYGAMBER EFENDİMİZİN gitmesini bekliyordu.
Hayber kaleleri sağlam, yüksek bir yerdeydi.
Ok atsan sana geri dönüyordu
Taş atsan yetişmiyordu
Bağırsan sesin yetişmezdi
Hayber yıkılmıyordu.
Hayber fethedilmiyordu.
Günlerce bekledi İslam ordusu.
Ama yahudiler kalelerden çıkmıyordu.
Müslümanların stoğu tükenmek üzere, moralleri bitmek üzereydi.
Günlerce beklediler. Ama nafile!

Bu uzun bekleyişten sonra PEYGAMBER EFENDİMİZ bir strateji geliştirdi.
Hurma ağaçları kesilecekti.
Hayber Yahudilerinin ekonomisi birer birer kesilecekti.
Servetleri devrilecekti.
Gelecekleri köklerinden kazınacaktı.
Zira yahudi için para, servet,zenginlik herşeydi.
Ağaçlar kesildikçe yahudiler kahroluyordu
Ağaçlar kesildikten sonra burada kalmanın da bir anlamı kalmayacaktı.
Anlaşma yoluna gittiler ve taşıyabilecekleri kadar yükle Yahudilerin başkenti Hayberi terk edeceklerdi.

Sen de Hayber savaşına katılmak istiyorsan bir ağaç da sen kes!
Sen de bugün sövsen sesin yahudiye ulaşmaz!
Taş atsan İsraile ulaşmaz!
Ok atsan Telavive yetişmez.
Ama sen de PEYGAMBER EFENDİMİZİN stratejisini yapabilirsin!
Al eline baltayı kes Yahudilerin ağaçlarını!
Nasıl mı?

Hayber savaşına katılmak istiyor musun?
Evine giren her yahudi malı bir ağaçtır.
Kullandığın her yahudi malı deterjan bir ağaçtır.
İçtiğin her kola bir ağaçtır.
İçtiğin her yahudi malı sular bir ağaçtır.
Kolalar, pepsiler, fantalar, damlalar, hacı şakirler, ariel matikler, Algidalar, Max, Danoneler birer ağaçtır.
Öyleyse al eline boykot baltasını kes Yahudilerin ağaçlarını!

"Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa mutlaka karşılığını bulur" buyuruyor RABBİMİZ!

YAHUDİ SİYONİST ÜRÜNLERE HAYIR.

insanoğlunun zayıflığı üzerine

İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.
(9. söz 5. nükte)

27 Ekim 2025 Pazartesi

doğru

“Doğruyu susturmak, yalanı konuşturmaktır.”      
                            İmam-ı Şafii 

veciz bir sözle nötr insanın tarifi

Sadece yanlıştan kaçan insan, iyiliği “bekleyen” insandır.

uhuvvet-kardeşlik üzerine bir yazı

Uhuvvet Risalesi

Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et… onun ref‘ine çalış.
Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-yı nefsine adâvet et, ıslahına çalış.
O muzır nefsin hatırı için, müminlere adâvet etme.
Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur… onlara adâvet et!..

Evet nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbetle lâyıktır; öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.
Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.
Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen, husûmet tezâyüd eder.
Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idâme eder.
Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

26 Ekim 2025 Pazar

Ali Fuat Başgil'den tespitler


Ali Fuat  Başgil Diyor ki

Kanaatim şudur ki, biz Türkleri, gerek fert ve gerek cemiyet olarak, Garplılardan ayıran ne zekâ, ne kabiliyet, hatta ne de çalışkanlıktır. Kudret eli, Türke, terakinin temel şartı olan bu üç nimeti bol bol ihsan etmiştir. Daima söylediğim gibi biz Türkler, yeryüzünün en zeki en kabiliyetli milletlerinden biriyiz. Bununla beraber, yüz elli seneden beri ilerlemiyor, bocalıyoruz.

O halde başka bir eksiğimiz var. İlerlemeye engel olan illete maluluz. İşte bu eksiğimiz ve bu illetimiz, tenkide tahammülsüzlüğümüz, hür fikre karşı düşmanlığımız, bir kelime ile taassubumuzdur. Bu illetimiz kah dini, kah laik, kah siyasi, kah içtimai, çeşitli şekillerde depreşmekte ve bizim enerji kaynaklarımızı tüketip kurutmaktadır. Onun için biz de yüksek tefekkür hayatı doğmuyor, yüksek ilim ve mütefekkir yetişmiyor. İlim ve fikir adamları cemiyet yolunu aydınlatan ışıklardır. Hür fikre ve yaratıcı tenkide tahammül gösteremeyen cemiyetlerde bu adamlar yetişmez. İlim ve fikir adamlarının hakaret gördüğü memleketlerde bu adamlar siner, her biri kendi kabuğuna çekilir. Nihayet bilgileri ile birlikte mezara gömülür. Bundan cemiyet ve insanlık zarar görür. 

Şarkta ve Garpta, hemen bütün dünya milletlerini tanıdım. Kendi milletimi de gayet iyi tanırım Bütün bu tanıdıklarım arasında en müsamahasız, maalesef kanaate karşı en merhametsiz, hülasa en mutaassıp, maalesef biz Türkleriz. Moda fikirlere en çok ve en erken de katılan biziz. Ve kapıldığımız fikrin neticeleri gözler önüne serilmiş birer felakette olsa, taasup da devam ederiz. İşte bunun için ilerleyemiyoruz.

Fikirden korkmayınız. Emin olunuz ki yeryüzünde zararlı tek fikir, tenkit süzgecinden geçmeyendir. Tahammül ve müsamaha gösteriniz. Kabul ediniz ki sizden başka ve belki daha iyi düşünenler vardır. Müsaade ediniz fikirler serbestçe münakaşa edilsin, yaratıcı tenkit rolünü serbestçe oynasın. Fikirler çarpışsın, çürükleri dökülsün, sağlamları millet hayatı için birer rehber olsun. İlim, terakki, medeniyet bundan doğar.

(İlmin Işığında Günün Meseleleri Yağmur Yayınları 2 baskı shf 255-256

Benlik

Bilgisayarımın ekranından hikmetli sözler kervanı geçiyor gün boyu. Kiminle konuşsam erdemli… Ekrana çıkan herkes insanlığın zirvesinden hitap ediyor topluma. 

Kendini eleştirebilen, ne kadar kötü bir insan olduğunu söyleyen bir Allah’ın kulu yok etrafta. Kötüler, hep tanıdıklarımızın tanıdıkları oluyor her ne hikmetse. 

Kusurumuz yüzümüze söylendiğinde depresyona giriyor, eleştiri okları bize değince zıvanadan çıkıyoruz. Hep mükemmel insanı oynuyoruz. Rolümüzü unuttuğumuz satırlarda ümitsizce bir suflör arıyoruz çevremizde. 

Bulmakta da pek zorlanmıyoruz. Bir kitapçının rafından, bir seminer salonundan ya da bir reklam panosundan “Sen mükemmelsin,” diye fısıldıyorlar kulağımıza hemen. Ve oyuna devam ediyoruz. 

İş mülakatlarında “En zayıf yanınız nedir?” sorusuna, “Mükemmeliyetçi bir yapım var,” diye cevap veriyoruz. Kendimizle ilgili en olumsuz cümlemiz bile, Türkçe’nin en olumlu kelimelerinden bir tanesiyle kuruluyor. 

Sıfatlar hep olumlu, zaafların öznesi hep


 gizli… 

Uçsuz bucaksız bir podyumda, en ideal halimizle hayata poz veriyoruz sürekli. Kameralara makyajsız yakalanmaktan korkan ünlüler gibiyiz. 

Birkaç yüz gram hafiflemek için koşu bandından inmiyor, ara öğünlerde kepekli bisküvi yiyoruz. Ama iltifata doymak bilmeyen obez benliğimize bir egzersiz programı yapmak hiç birimizin aklına gelmiyor. Egomuz şiştikçe, maneviyatımız zafiyet geçiriyor. Ve kişiliğimiz her geçen gün daha da zayıflıyor.

Tıpkı mideye takılan kelepçeler gibi, ruhumuza takılan kelepçeyle düşünceye olan açlığımızı hissedemiyoruz. 

Eylemlerimiz düşünceyi kuşatmış. Abur cubur kaynaklardan beslenen tıka basa dolu zihinlerimize varoluş düşüncesi bir an bile sızmasın diye her an bir şey yapmaya çalışıyoruz. At biniyoruz, tenis oynuyoruz, partilere katılıyoruz. Ama beynimizde narkoz etkisi oluşturan tüm boş zaman etkinlikleri ruhumuzda açılan boşlukları değil sadece zamanı dolduruyor.

Bir şeyleri kovaladığımızı zannediyoruz belki ama hep bir kaçış halindeyiz. Nefes nefese kaçıyoruz. 

Bir gün nefesler tükenecek ve yakalanacağız. Biliyoruz. 

Ama yine de oyuna devam ediyoruz.

özdeyiş

Ortaya koymadığın bir davranışı beklentiye dönüştüremezsin...

pahalılık üstüne

1960’ larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır...

"Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar... 

"Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir... 

"Halk büyük âlimlerden olan Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin yanına gelip bu durumu şikayet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar... 

"Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar...

"Kandehlevî onlara şu önemli nasihati yapar ve derki: 

"İnsanlar ve eşyalar Allah katında iki elin iki terazisinin kefesi gibidir... 

"Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar ama eğer Allah katında insanın değerini düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri de azalıp fiyatlarda düşsün...

 "Sonra halka dönüp şu Ayeti bu söylediğine delil olarak okur:
 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

"Eğer o şehirlerin halkı (hakkıyla) iman edip takva sahibi olsalardı muhakkak onlar üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık...

tespitler



      Kadın olsun, erkek olsun; İslami duyarlılığı olduğunu iddia eden birçok kişide ciddi sapmalar görüyorum. Tesettürü yalnızca başını kapatmakla sınırlı görenlerde, tesettüre layık vakur bir duruş olmuyor. 
      “Şark kurnazı” denilen bir anlayış yayılmış durumda. Her şeyi kendi menfaati için kullanan, başkasının hakkını önemsemeyen bir yapı... Bu hastalık, toplumun en altından en üst kademesine kadar sirayet etmiş durumda.Bu gidişle; bundan sonraki süreçte daha iyiye evrileceğimizi de pek düşünmüyorum.

Toplumsal kirliliğin temelinde, kötülüğün kötü olduğunu bilmesine rağmen onu bahane eden bir anlayış yatıyor. Başkalarının yanlışlarını kendine gerekçe yapan bir insan tipi oluştu. Bu durum, Allah’ın başımıza musallat ettiği “şirretli insan” tipinin artmasına neden oluyor.

Bugün Gazze’de bir grup mücahit, zulme karşı direniyor. Ancak dünya üzerinde iki milyar olduğu söylenen Müslümanlar, etkisiz bir kitleye dönüşmüş durumda. Dünya nüfusunun dörtte birine sahip olmalarına rağmen, sanki sağılmak için bekleyen inekler gibiler.

Kur’an’ın manasından çok şekline bakan, onu sadece okumaya indirgemiş bir topluluk haline geldik. Oysa Allah’ı anlamaya ve tanımaya gayret edenler, az bilgileriyle bile sahabe gibi olurdu. “Az bilgim olsun ama gayretim olsun.” diyebilselerdi, bugün çok farklı bir yerde olurduk.

Yine de bazen öyle nüveler gösteriyor ki Allah, “Bu iş olacak.” dedirtiyor insana. Sahabeler arasında bile daha dün bedevi olan, kalbi taş gibi adamlar vardı; ama bir de baktınız ki, karıncayı dahi incitemeyecek kadar yumuşadılar. Bu, Allah’ın lütfu ilahisinden başka bir şey değildir.


---

Dua ile

Allah bizleri de sahabe-i kiramın gitmiş olduğu o kutlu yola dahil etsin. Âmin.

Osman Öztürk 

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...