Kayıtlar
Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
O Kapının Önünde
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Hayat, dış dünya ile iç dünya arasında gidip gelen bitmek bilmeyen bir seferdir. Çoğu zaman yolları aşındırma sebebimiz sadece hayatın idamesi, yani ticari bir kaygıdır. Eğer yola çıkma isteği böyle bir kaygıdan doğuyorsa, bir vazife olmaktan öteye gidemez. Gün içerisinde işlerin arasında gidip gelmelerle akşamı eden insan, sadece günü bitirmiş olmanın ağırlığıyla evinin yolunu tutar. Ancak asıl yolculuk, insanın dışarıdaki gürültüden yorulup kendi içine dönmeye niyet etmesiyle başlar. Bu, kulun her şeyden sıyrılıp kendi hakikatine yönelmesi; yani Rabbiyle o en mahrem ve en sessiz noktada buluşmak için yola koyulmasıdır. Burada asıl dert, bulunduğun ortamı terk edip kendinle hemhâl olmaktır. Bu, kalabalıkların gürültüsünden ve bitmek bilmeyen çatışmalardan asil bir kaçıştır. Bu arada, amaç sadece uzaklaşmaksa, nereye gideceğinin pek de önemi yoktur. Ne zaman ki bu sıyrılma bir kurtuluşa evrilir, işte o an dışarıdaki rüzgârlar kesilir ve kişi içeriye doğru o büyük yolculuğuna çıkar. Bu,...
Garip Bir Tezat
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ne garip… Kimi, aldığı araba için bir hayır bile dağıtamazken, kimi çocuğunun ayağına bir ayakkabı alamıyor. İhtiyaçlarımız bitmiyor, kazandıklarımız ise yetmiyor. Sanki bir eksiklik hâli, insanın peşini hiç bırakmıyor. Etrafına bakıyorsun… Başka başka ihtiyaçlar, başka başka dertler görüyorsun. Ama çoğu zaman elin uzanmıyor, bir şey yapamıyorsun. İşte o an, insan kendiyle yüzleşiyor. Bu, sadece bir vicdan meselesi değil. Bu, insan olmaya yaraşır bir duruş meselesi. Çünkü iki ayak üzerinde yürümekle insan olunmuyor. Asıl insanlık, bir başkasının ihtiyacını giderebildiğin yerde başlıyor. Garip ama hakiki bir duygu bu… Bir başkası için üzülmek, onun sevindiği için sevinmek… Sanki aşık olmak gibi… Ama daha saf, daha karşılıksız, daha derin. Belki de insanın ruhu, en çok bir başkasına dokunduğunda huzur buluyor. Selam ve dua ile… Osman Öztürk 25 Nisan 2026 02:30
Maskeler
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kaybettiklerimiz ve kazandıklarımız… Aslında hepsi varlığımızın bir muhasebesi. Zaman bir nehir gibi akıp giderken, insan hâlden hâle sürüklenen bir yolcu. Bu yolculukta karşılaştığımız her sima başka türlü: Kimi gerçekten orada, kalbiyle; kimi yalnızca bir gölge. Aynı meydanda sırtlanlar ve ceylanlar var. Biri açgözlülüğünün peşinde, diğeri canının derdinde. Zaman değişse de sahne değişmiyor: Kimi ürkek ve mazlum bir ceylan, kimi pusuda diş bileyen bir sırtlan. İnsan, bazen öyle bir hâle dönüşüyor ki, en vahşi hayvanı bile dehşete düşürecek bir karanlığa bürünebiliyor. Kimi bir sabiye kirli elini uzatır, kimi başkasının hakkına, malına, namusuna göz diker. Herkesin yüzünde bir maske… Artık güzel yüzler değil, maskeler çoğalıyor. Kir yüzlerde değil; kalplerde saklanıyor. Oysa iyilerin safı zayıf değil—sadece sessiz ve vakur. Onlarda maske yok. Zayıfın yanında durmak, emanete sadakat ve şikâyeti terk etmek var. Hâline razı olmak, başa gelene gönülden teslimiyet var. Ama biz… Ne zama...
YALNIZIZ
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Gurbet garip kökünden gelir, gurbette olmak garip olmak demektir. Mayama aldanmayacağım; zira topraktan karılmış olsam da bu dünyada gurbetteyim hissediyorum. Kendimi ait olmam gereken yerde hissetmiyorum. Yabancı bir yerdeyim; pazar yerinde annesinin elini bırakıp kaybolmuş çocuk gibiyim. Yalnızım, şaşkınım ve garibim. Doğmuş olmanın travmasını atlatamadım. Anamın emzirdiği süt yetmedi buna; zira her el kendi ağzına uzanıyor sadece. Bu kadar cemiyet mahkûmu bir varlık nasıl oluyor da bu kadar ferdî olabiliyor? Bu tezatı anlamamak şaşkınlığımı katmerliyor sadece. “Ne için?” sorusu ruhumu kanatarak tırmalıyor. Bu mevcudat ne için, bu varlık ne için, bilinç ne için ve ben kimim? Ne bu susuzluk; çaresizce çırpınan balık ben miyim? Ne bu hâr; bu yangının körüğü ben miyim? Ata’na rahmet üstad; ne bu yalnızlık, güneşe göç var da kalan ben miyim? Kâh düğündesin; doğumu müjdeleyen bir hengâme, kâh savaştasın; ölüme işaret cengâme. Bu iki tezatı birleştiren kalabalığın aynı sebeple beraber oldu...