30 Nisan 2026 Perşembe
27 Nisan 2026 Pazartesi
O Kapının Önünde
24 Nisan 2026 Cuma
Garip Bir Tezat
17 Nisan 2026 Cuma
Maskeler
Kaybettiklerimiz ve kazandıklarımız… Aslında hepsi varlığımızın bir muhasebesi. Zaman bir nehir gibi akıp giderken, insan hâlden hâle sürüklenen bir yolcu. Bu yolculukta karşılaştığımız her sima başka türlü: Kimi gerçekten orada, kalbiyle; kimi yalnızca bir gölge.
Aynı meydanda sırtlanlar ve ceylanlar var. Biri açgözlülüğünün peşinde, diğeri canının derdinde. Zaman değişse de sahne değişmiyor: Kimi ürkek ve mazlum bir ceylan, kimi pusuda diş bileyen bir sırtlan. İnsan, bazen öyle bir hâle dönüşüyor ki, en vahşi hayvanı bile dehşete düşürecek bir karanlığa bürünebiliyor. Kimi bir sabiye kirli elini uzatır, kimi başkasının hakkına, malına, namusuna göz diker.
Herkesin yüzünde bir maske… Artık güzel yüzler değil, maskeler çoğalıyor. Kir yüzlerde değil; kalplerde saklanıyor. Oysa iyilerin safı zayıf değil—sadece sessiz ve vakur. Onlarda maske yok. Zayıfın yanında durmak, emanete sadakat ve şikâyeti terk etmek var. Hâline razı olmak, başa gelene gönülden teslimiyet var.
Ama biz… Ne zaman bu safın tarafına geçmeye niyetlensek, ayağımıza takılan hırslarımızın bizi nasıl da sırtlana dönüştürdüğünü görüp ürperiyoruz. Ruhumuzun kıyısında bir ceylanın saflığını ararken, bazen maskelerin serinliğine sığındığımızı fark ediyoruz.
Ve şimdi soru şu:
Sonunda hangi safta bulunmak istiyoruz?
Ceylanların arasında mı, yoksa sırtlanların yanında mı?
Osman Öztürk
17 Nisan 2026
6 Nisan 2026 Pazartesi
YALNIZIZ
Gurbet garip kökünden gelir, gurbette olmak garip olmak demektir. Mayama aldanmayacağım; zira topraktan karılmış olsam da bu dünyada gurbetteyim hissediyorum. Kendimi ait olmam gereken yerde hissetmiyorum. Yabancı bir yerdeyim; pazar yerinde annesinin elini bırakıp kaybolmuş çocuk gibiyim. Yalnızım, şaşkınım ve garibim.
Doğmuş olmanın travmasını atlatamadım. Anamın emzirdiği süt yetmedi buna; zira her el kendi ağzına uzanıyor sadece. Bu kadar cemiyet mahkûmu bir varlık nasıl oluyor da bu kadar ferdî olabiliyor? Bu tezatı anlamamak şaşkınlığımı katmerliyor sadece.
“Ne için?” sorusu ruhumu kanatarak tırmalıyor. Bu mevcudat ne için, bu varlık ne için, bilinç ne için ve ben kimim? Ne bu susuzluk; çaresizce çırpınan balık ben miyim? Ne bu hâr; bu yangının körüğü ben miyim? Ata’na rahmet üstad; ne bu yalnızlık, güneşe göç var da kalan ben miyim?
Kâh düğündesin; doğumu müjdeleyen bir hengâme, kâh savaştasın; ölüme işaret cengâme. Bu iki tezatı birleştiren kalabalığın aynı sebeple beraber olduğunu kavramak ne kadar yorucu. İnsan yalnız olunca, düğünde bir cenaze de.
Anlam arayışının nihayeti anlamsızlık olmamalı. Bu dünyada var olmanın bir anlamı olmalı. Ne doğurmak, çoluk çocuk yapmak hengâme; ne güya yaşamak adına maişet için çabalamak cengâme. Daha ulvî bir anlam olmalı savaşmak için ve savaşın nihayeti düğün olan.
Neyi keşfetti kim bilir; ölüm gününe düğün günü, sevgiliye kavuşma günü diyen ulu kişi? Ruhunun madeninde sabırla kazarken hangi cevheri buldu? Bildim dediği neleri unuttu, buldum dediği neleri kaybetti, erdim dediği neler ham çıktı?
Ana rahmi gibi hangi korunaklı karanlık mağaradan, çiçekli kırlardan denizlere uzanan bir dünyaya doğdu da; ham iken pişti, pişmişken yandı, yanmışken kavruldu? Nasıl bir rahmetin zahmeti idi yaşadığı?
Yalnızlığın çaresini bulmuşlar nerede? Nerede zahmet yarasının sargısı rahmet? Kudüs’de, Mekke’de, Hac’da mıdır acep? Yoksa zahmet dediğin, rahmetin ta kendisi olmasın?
Kendime bir sır vereceğim; ben bildim, bildim ama bulamadım.
Yalnız mıyız?
Ersan Demir 5 Nisan 2026
Son Yazı
Renklerin Dili
Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...
-
Korkular… İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içinin bir yerinde sakladığı o sessiz sırlar. Bunlar bazen vesvese olur, bazen de karanlı...
-
Yaşadığımız hayatta başımıza gelenleri anlamlandıramamanın, o belirsizlik denizinde boğulmanın adıdır imtihan. Anlam kazanmış, kalbe dokun...
-
Sevginin, hüznün ve yanılgılarımızın sonsuza dek süreceği algısı, bizi büyük bir kandırmacanın içerisine çekiyor. Zamana yenik düşen duygul...