sandal ve gemi
Bizler, Gelip geçici olduğunu bildiğimiz şeylere yatırım yapıp duruyoruz. Ve yaptığımız yatırım kadar bağlanıyoruz onlara. Kimimiz sevgimizle, kimimiz maddiyatımızla, kimimiz emeğimizle… Bağlılıklarımızı terkedip gidebilmek de harcadığımız sermayenin çokluğuna göre değişiyor. Bağlarımız farklı olsa da hepsini “dünya” başlığı altında topluyoruz. Bir sandal ile bir yük gemisini aynı iple kıyıya bağlayamazsın. Yükünüz ne kadar ağırsa, bağlarınız o kadar çoğalır. Dünyevi arzu ve istekleri sonsuz olan insanın acizliği ve fakirliği giderek ortaya çıkıyor. Kaybetme korkusu, daha fazla bağ atmamıza sebep oluyor. “Açığı kapatayım” derken daha fazla saplanıyoruz. Sonunda ise yine eksik, yine yetersiz kalıyoruz. Hani gemiden bahsetmiştik ya… İçine dünyayı tıka basa doldurduğumuzda, terk edilmişliklerin sonunda şu cümle dökülür dudaklarımızdan: “Keşke içinde kendimin olduğu bir sandalım olsaydı.” Her an, ansızın bir şey demeden gidebileceğin bir sandal… Bazen insan çok şey beklemez hayattan. Sadec...