27 Şubat 2026 Cuma

sandal ve gemi

Bizler,
Gelip geçici olduğunu bildiğimiz şeylere yatırım yapıp duruyoruz.
Ve yaptığımız yatırım kadar bağlanıyoruz onlara.
Kimimiz sevgimizle, kimimiz maddiyatımızla, kimimiz emeğimizle…
Bağlılıklarımızı terkedip gidebilmek de harcadığımız sermayenin çokluğuna göre değişiyor.
Bağlarımız farklı olsa da hepsini “dünya” başlığı altında topluyoruz.
Bir sandal ile bir yük gemisini aynı iple kıyıya bağlayamazsın.
Yükünüz ne kadar ağırsa, bağlarınız o kadar çoğalır.
Dünyevi arzu ve istekleri sonsuz olan insanın acizliği ve fakirliği giderek ortaya çıkıyor.
Kaybetme korkusu, daha fazla bağ atmamıza sebep oluyor.
“Açığı kapatayım” derken daha fazla saplanıyoruz.
Sonunda ise yine eksik, yine yetersiz kalıyoruz.
Hani gemiden bahsetmiştik ya…
İçine dünyayı tıka basa doldurduğumuzda, terk edilmişliklerin sonunda şu cümle dökülür dudaklarımızdan:
“Keşke içinde kendimin olduğu bir sandalım olsaydı.”
Her an, ansızın bir şey demeden gidebileceğin bir sandal…
Bazen insan çok şey beklemez hayattan.
Sadece basit manada kendi dar hanesinde mutlu olmak huzur bulmak ister.
Ancak bu pek mümkün olmuyor. 
Sorun şu galiba:
Dış dünya ile ilgilenirken, sanki iç dünyamızı ihmal ediyoruz.
Hani önem daireleri vardı; önce kalp, sonra mide, ardından aile… ve giderek genişleyen halkalar.
Belki de mutluluğa engel olan şey, dışarıdaki dairelerin içerideki daireden daha önemli sanılmasıdır.
Bu yanlış algı, iç dünyamızın ihmal edilmesine yol açıyor.
İhmal edilen ilk daire beslenemediği için hayat başka yerlere akıp gidiyor.
Sanki bu durum, giderek yayılan ama kimsenin adını koymadığı bir hastalığa dönüşmüş durumda.
Oysa çözüm belli:
İnsan biraz içe dönmeli, hakkın ölçüsünü benimsemeli.
Yoksa O değil miydi bizim için en güzel örnek olan?
Selam ve dua ile.

Osman Öztürk 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Nefis Sabır ve Yol

Anlamsız gibi gelen ama derinlerde bir yerde mutlaka anlam bulan hal; imtihan.
Nereden geldiği, nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir süreç.
Sanki imtihanın anlamlanması için bir dekodere ihtiyacımız var.
Çünkü biz insanoğlu çözümleme yaparken zorlanıyoruz.
Nereye sürükleniyoruz, hangi kıyıya vuracağız, bilmiyoruz.
Bir belirsizlik hâli…
Aslında belirsizlikten çok, belirsizliğin bizi ittiği stres yıpratıyor.
Bunalımların içinde kıvranıp duruyoruz.
Doğrusunu söylemek gerekirse nefis bu imtihanı istemiyor.
Çünkü nefis, sonucu görünmeyen hiçbir yolda kalmak istemez.
Bu yüzden yoruluyoruz ve kaçmak istiyoruz.
Ama Allah’ın muhakkak bir hesabı var.
Bunu klişe bir söz olarak söylemek istemiyoruz.
Çünkü gerçekten her şeyin sahibi O ve O’nun tarafından kurgulanmış bir hayatın içindeyiz.
Her yerde kapalı kapılar var; sadece bazıları açık.
ve
Asıl soru şu:
Biz o açık kapıyı bulabilecek miyiz?

Osman Öztürk 

21 Şubat 2026 Cumartesi

İslam dünyasının düşkünlüğünün sebebi

Kesin olarak anladım ki Müslümanlar arasındaki bu içtimâî ve kültü-rel çözülüş ve çöküşün, başka değil, yalnız bir sebebi vardı; bu sebep, Müslümanların yavaş yavaş İslâmî esasların rûh ve mânâsına uymayı terketme yolunu tutmuş olmaları gerçeği-ne varıyordu. Bunun sonucu olarak İslâm yine var olmakta devam ediyordu; fakat rûhsuz bir ceset gibi.

Muhammed Esed/ yolların ayrılış noktasında İslam

5 Şubat 2026 Perşembe

sözler ve imtihan

Görünmez sınırlar vardır; 
sözleri sona erdiren ama söyleyişe izin vermeyen…
Ne olduğu hâlden hâle değişen, 
Bazen bir korku, bazen kadim bir töre.
Kulun kalbini en mühim yerden tutan;
yapılması gerekeni erteleten, 
niyeti fiilden ayıran.
Bu hâl, çözülmesi emek isteyen bir düğüm gibidir;
adı konulmamış bir imtihanı andırır.
Kimi zaman kul, “Bu benim imtihanım değil” diyerek
kendi payına düşeni fark etmez.
Oysa perde kendiliğinden kalkmaz.
Beklemek yetmez; sabrın hareketi, 
gayretin edebini gerekir.
Zira tasavvufta sabır, durmak değil,
Hakk’a doğru yürümeyi terk etmemektir.
Halbuki Yüce Yaratıcı’nın kulun içine yerleştirdiği kuvvet,
bizzat sabrın kendisi değil midir?
Osman Öztürk 

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...