Kapı Kapanmadan
Sevginin, hüznün ve yanılgılarımızın sonsuza dek süreceği algısı, bizi büyük bir kandırmacanın içerisine çekiyor. Zamana yenik düşen duyguların sahteliğiyle yüzleşmekten kaçıyoruz. Küskünlükleri, nefretleri bir özür cümlesiyle, aradaki buzları eritebilecekken ; yıkılası egomuz buna müsaade etmiyor. Şirk’e giden bu yolculuk insanı felaketin eşiğine getirse de, bu durum acaba o dipsiz sonsuzluk algısından mıdır? Sanki ebediyete kadar bulunduğu bu tavrı sürdüresi geliyor insanın. Oysa birbirimize karşı tavırlarımız, davranışlarımız ve bunların bilinçaltına yansıması, bazen okunamamış bir yazı gibi duruyor karşımızda. Eğer o satırlar vaktinde fark edilebilseydi, belki de o kapıdan içeri dahi girilmezdi. Allah insana defaatle uyarılar ve sürekli uyarıcı haller gösterdiği halde; bizler, hatada ısrar edene başka bir yanlışla cevap verme gafletinden geri durmuyoruz. Peki, doğru nerede? Kaybetmekten korktuklarımız, kazanacağımız şeylerden fazla mıdır yok...