Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kapı Kapanmadan

Sevginin, hüznün ve yanılgılarımızın sonsuza dek süreceği algısı, bizi büyük bir kandırmacanın içerisine çekiyor.  Zamana yenik düşen duyguların sahteliğiyle yüzleşmekten kaçıyoruz.  Küskünlükleri, nefretleri bir özür cümlesiyle, aradaki buzları eritebilecekken ; yıkılası egomuz buna müsaade etmiyor.  Şirk’e giden bu yolculuk insanı felaketin eşiğine getirse de, bu durum acaba o dipsiz sonsuzluk algısından mıdır?  Sanki ebediyete kadar bulunduğu bu tavrı sürdüresi geliyor insanın.  Oysa birbirimize karşı tavırlarımız, davranışlarımız ve bunların bilinçaltına yansıması, bazen okunamamış bir yazı gibi duruyor karşımızda.  Eğer o satırlar vaktinde fark edilebilseydi, belki de o kapıdan içeri dahi girilmezdi. Allah insana defaatle uyarılar ve sürekli uyarıcı haller gösterdiği halde; bizler, hatada ısrar edene başka bir yanlışla cevap verme gafletinden geri durmuyoruz.  Peki, doğru nerede? Kaybetmekten korktuklarımız, kazanacağımız şeylerden fazla mıdır yok...

Bir İçe Dönüş Çağrısı

​Yaşadığımız hayatta başımıza gelenleri anlamlandıramamanın, o belirsizlik denizinde boğulmanın adıdır imtihan.  Anlam kazanmış, kalbe dokunmuş ve kabullenilmiş bir imtihana ise arifler sabır derlermiş. ​Peki, biz bu hayatın tam olarak neresindeyiz? Her an bir imtihanın içinde olduğumuzu, her nefeste bir sırrın içinden geçtiğimizi biliyor muyuz? Zannetmiyorum.  Zira bu bilince ulaşma hali, her ruhun kapısını farklı bir surette, farklı bir formda çalar. ​Bu çağrı herkese özel, her gönle ayrı bir "kıvamda" gelir: ​Kimisi avucundaki malın azalmasıyla sarsılır, ​Kimisi en güvenli limanı sandığı eşiyle sınanır, ​Kimisi evladının bir bakışıyla, bir susuşuyla terler, ​Kimisi işiyle, kimisi dostuyla... ​Kimisi ise henüz adını dahi koyamadığı derin boşluklarla. ​İmtihan, insana gelirken şahsa münhasır, adrese teslim gelir. ​Bir soru yankılanıyor zihnimde: Peki, imtihan öylesine mi gelir? Maksadı nedir? Sadece can yakmak için mi gönderilmiştir? Hayır. Onun kıvamı, kişinin hamlığını piş...

Sessiz Arayış

  Kime, nereden geleceği bilinmeyen bir imtihanla karşı karşıyayız. Gerçeğin içinden ha deyip çıkamadığımız bir imtihan. Tamiri nasıl yapılır bilmiyoruz. Kuruntularımız bulunduğumuz yeri sürekli kontrol etmemize neden oluyor. Bir uyurgezer gibi yatağımızdan kalkarız; gözlerimiz açık olduğu halde nereye, ne için baktığımızı bilemeden. Bir boşluk dolmadan başka boşluklar oluşur içimizde… Neyi dolduracağımızı bilemeden. Tek sığınılacak yerin Allah olduğunu biliriz, ancak “O”na dahi nasıl sığınılacağını bilemeden. Dünyamız sürekli eksik. İçindeki boşluklar ruhumuzu sarıp sarmalıyor. Bir haykırış yükseliyor. Bu boşluklar kalbimizi sararken, sessiz bir nida yükselir: “Ey Allah’ım beni duy!” Acı, kalbin kabuğunu çatlatıyor; çatlayan yerden hakikat sızıyor içeri. İnsan çoğu zaman karanlıkta bu ışığı arıyor. Ruhun tamiri acıya karşı sağlamlaştırılmış bir hissiyat. Nerede elimizi tutacak olan “O” dost? Bir arayış içerisindeyiz. “O”nu bulamadan, “O”nu bulanlar ise bir eminlik içerisinde. Sahi...

Karşılıksız İyilik

. Bir insan diğerine karşılık beklemeden, amaçsız iyilikte bulunabilir mi?. Modern insana ( Müslüman ‘a) göre bu mümkün değildir. Zira modern zaman ve içine saplanmış insan bunu idrak edemez. Gemisini kurtaranın kaptan olduğu ve kendi yükselmesini digerinin düşmesine bağlayan, kendi arzularının tatmini için canhıraş çabalayan , korkunc bir benlik duygusuyla kendine odaklanmış insanın Diğer’ini görmesi , duyması, anlaması imkansızdır artık. Özellikle muhafazakar kesimin dünyanın ( batı medeniyeti) çatallı diliyle soktuğu ve aldığı zehirle bırakınız aç komşusunu düşünmeyi, uzak diyarların mazlumuna klavyeden destek verdiğini sanarak, en azından tarafını belli etmek kabilinden (İbrahim’in karıncası) imanını pekiştirmenin huzuruyla tok yatıyor. Bu Müslüman tipi, bir insanın diğerine karşılık beklemeden ve amaçsız yardım ve iyilik edebileceğine inanmıyor. Eski hikayeler sosyal medyada paylaşılabilecek insan davranışları olarak kutsanıyor, atalarımız ne biçim adamlarmış vay be!!..  ...

İkilemin Gölgesinde Ruhumuz

İkilem; Nerede doğar? Hangi kaderi yaşarız? Sonunda nereye bağlanır? Günün sonunda, korkularımız ve endişelerimiz ruhun sınav alanlarını ortaya çıkarır. Haz peşinde koşarken Allah’ın bizler için başlattığı farklı imtihanlarla karşılaşırız. Acaba kazandığını zannederken her ikisini de kaybetmek… Bu duygu insanı farklı bir korku bataklığına düşürüveriyor. Korkularımızla yüzleşmek ise en mantıklı seçenek iken, tekrar eden iç sesler ise kaybedeceklerimizi hatırlatıp durur. İnsanın kendi eliyle kendisini düşürdüğü bu durum gerçekten zordur. Ancak insan hayatının kaçınılmaz tarafı hazlar üzerinden programlanmış olmasıdır. Hazlar ise ancak helal dairenin içinde alınabilirse ruha huzur verir. Bu ise çok ince bir çizgidir. Yarın düşmek istemediğimiz bir imtihanın kapısını aralamamak için bu çizgiyi korumak zorundayız. En güzeli, dünyanın haz penceresini az sayıda açmaktır. • Aksi hâlde insan hazların esiri hâline gelebilir. Alimallah… Selam ve dua ile Osman Öztürk

Bir Kaybediş Hikayesi

Bir tükenmişlik hikayesi… Yıllardır biriktirilen, parça parça doğranmış, lime lime edilmiş bir hayat hikayesi… Her şeyin bir sonu var, muhakkak. Sonsuz güç sahibi olan Allah’ın sözünü yanlış anlayan insanların hikayesi. İlk günahı işlerken, masum görünen şeyler, ardından alışkanlıklara dönüşüyor. Alışkanlıklar, ise, davranışlarımız oluyor. Kötü olduğunu bildiğimiz davranışlar, kişiliğimize dönüşüyor. En nihayetinde, kötü birisi, oluveriyoruz. Derken Allah onu, istenilen kader doğrultusunda, daha çok batsın diye kötülük işlemesine müsaade ediyor. O da ruhundaki sonsuzluğu, kötülüğün emrine veriyor. Bütün bunlar, yaşanırken, bir tükenmişlik de başlıyor, aslında. Ancak, fark edilmeden, usulca. Kötülük zihnini öyle bir kaplamış ki, kötü davrandıklarını, kendisine hizmetçi gibi görmesine sebep oluyor. Halbuki, bilmiyor ki, Allah'ın esması El-Halim, devreye girmiş. Yanılgısı ise, Allah'ın aceleci davranmaması, halbuki. Ama ta ki, kitapta yazdığı gibi, kötüye de bir sınır koyulmuş. Yı...