Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Perde ve Çağrı

Sekülerlik... Dünyayı merkeze alan, ahireti ise hayatın uzağına iten bir bakış biçimi. Peki ya Allah? Din, diyanet ve ahlak bu denklemin neresinde durur? ​Modern insan, kendisine yeni ve kaygan bir ahlak inşa etti. Vicdanı fazla rahatsız etmeyecek kadar yumuşak, nefsini zorlamayacak kadar esnek bir ahlak... İçinde dünyaya dair geniş bir serbestlik vardı; fakat hakikati hatırlatan her ses giderek daha fazla yabancılaşmıştı. “Kimseyi incitme” diyordu; ama kendi çıkarı söz konusu olduğunda başkalarının sınırlarını çiğnemekte bir sakınca görmüyordu. Hayatın bazı alanlarında sınırsız özgürlük arzuluyor, fakat hakikatin sınırlarını duyunca rahatsız oluyordu. ​Geçen gün, hakikati hatırlatan bir söz söylediği için insanlar tarafından “fazla hassas” diye yaftalanan birisinden işitmiştim. Ona göre çağın dengesi şuydu: Dünyevi hazlar normal, fakat manevi uyarılar aşırıydı. ​İnsan, hakikatten kaçtığını zannederken aslında kendinden uzaklaşıyordu. Çünkü asıl kaçış dışarıdaki insanlardan değil, kend...

Turnusol Kâğıdı

Dünya; bir düş gibisin, içine hapsettin her şeyi geçiciliğinle yok eden bir rüyasın. Her seferinde benzerlikleri ile beraber birbirinden farklı hayatları kendi içerisinde hapsetmiş bir mapushanesin. Bazı yönlerinle cazibedar, bazı yönlerinle fitne, fesat ve acı dolu bir ülkesin. Kimi, hangi şekle sokacağın; kime, hangi yüzünü göstereceğin bir meçhul. ​Kadim Kitap’ta belirtilen iyilerle kötülerin Savaş Meydanı, aynı zamanda bir turnusol kâğıdı... Kimine kendini sevdireceğin taraflarınla yaklaşırken, kimine kendinden uzaklaştıracağın yönünle yaklaşırsın. ​Acı bir soru: Kim şanslı? Acılara duçar olan, dolandırılan, savaşlarda kayıplar yaşayan, annesiz, babasız, evlatsız kalanlar mı? Yoksa hayvandan aşağı bir kişiliğe sahip olduğu hâlde zevk ve sefa içerisinde yaşayanlar mı? ​Uzak kalmanın mümkün olmadığı senden, sana rağmen ahireti kazanmaya çalışmak, iyi ruhların belki de en büyük tesellisi... ​Zerre kadar hayırla zerre kadar şerrin tartıldığı o mizan gününde (Zilzâl, 7-8) hangi tara...

Vicdan'ın Mahkemesi

Kartopu, kışın oynanan küçük ve masum bir oyun gibi görünür; sokakta oynamak insana zevk verir. ​Fakat bazen küçücük bir kartopu bile, yuvarlandıkça büyüyüp büyük bir kar kütlesini harekete geçirerek bir çığa dönüşebilir. Bu basit görünen doğa olayı, aslında küçük şeylerin zamanla ne büyük sonuçlara yol açabileceğini hatırlatır. ​İnsan ilişkileri de böyle değil midir? Küçük bir söz, küçük bir davranış, küçük bir ihmal… Bütün bunlar ilk bakışta önemsiz gibi görünür. Ancak zaman içinde birikir, büyür ve insanın hayatında büyük kırılmalara dönüşmez mi? ​İçinde yaşadığımız hayatta insanlar bir telaşın içinde oradan oraya koşturup durur. Bir araya gelirler; kimisi hasbihal ederken kimisi ticaretin içindedir. ​Ticaret sadece bir ürünün el değiştirmesi değildir; onun yanında insanî ilişkiler de kurulur. Kimisi verdiği sözlerle güven inşa ederken, kimisi de güvenin yanından bile geçmeyen bir tavırla kendi kalitesini ortaya koyar. ​Yıkılan güven, sadece maddi kayıp değildir. Maddiyat yerin...

meşhur fare deneyi

 

Mağlubiyetten Kurtuluşa

​Yenik düştüm Allah’ım. ​Zamana, şartlara ve insanlara... ​Direnmeye çalışıyorum. ​Bir taraftan da dünyada olup biten her şeye rağmen, ​Yine aynı yerde bir çıkış yolu var mı diye düşlüyorum. ​Aslında bir çıkış yolu olmadığını bildiğim hâlde… ​Sıkı sıkıya eteğine yapışıp dua ederek yalvarmamı bekliyorsun, biliyorum. ​Ben ise toz konduramadığım nefsime söz geçiremiyor, ​Suçu hep başkalarında arıyorum. ​Seninle arama nasıl bir mesafe koyduğumu bir türlü anlayamıyorum. ​Nasıl olur da annemin içine şefkat yerleştirmiş birisi merhametsiz olur? ​Bu dünya imtihanının işleyişi gerçekten çok tuhaf. ​Ruhumdan koparılan taşların bir heykele dönüşmesini izlemek ızdırap veriyor. ​Çünkü onları kendimden bir parça görüyor, ​Koparılmalarını istemiyorum. ​İstiyorum ki; zorluklar olmasın, ​Hayat güllük gülistanlık olsun. ​Ben yine yiyeyim, içeyim ama bunun hesabı bana sorulmasın. ​Cennet mi?  Dünyamı cennete çevir. ​Evet, senden bunu istiyorum, her şeye rağmen. ​Çünkü ben seni ge...

Platonun Ünlü Mağara Alegorisi

Resim
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir. Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır. Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar. Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar.. Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar... Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir. Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde ...

İnsan Ne İle Yaşar Kitabından Bir Hayat Dersi

Tolstoy’un "İnsan Ne İle Yaşar" adlı kitabında; Çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.  Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.  Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir.  Gerçekten de reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin.  Fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin!..”  Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer.  Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez.  Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar.  Başladığı noktaya iyice yaklaşmışken, bir an yığılır ...

Bir Varoluş Sorgulaması

​Hayat; bir yanıyla alçaltıcı lezzetler, diğer yanıyla pembe hülyalar dersi... ​Şehvet, hırs ve sevgi üçgeninde kurulan o aşılamaz sanılan engeller, her aşıldığında yeniden tırmanılması gereken başka bir sıradağ gibi dikiliyor karşımıza. ​Evet, günümüzün en büyük yapı taşı ve sır dünyası, çözülmesi gereken o muazzam bulmaca: ​Hayat nedir? ​Bizler Eflatun’un mağara alegorisindeki gibi; dışarıdaki insanların ve ne olduğu bilinmeyen hareketlerin mağara duvarına yansıyan gölgeleri miyiz? ​Yoksa her insan, üzerine zimmetlenmiş eşyaların bir gölgesi haline mi geldi? ​Bütün kapıları açacak o altın anahtar nerede ve biz ruhumuzu kimlere emanet ettik?  Kavramlar ve kavrayışlar dünyasının tam olarak neresindeyiz? ​İnsan, körpe bir çocuk misali; düşünceleri saf, duru ve lekesiz. ​Sonra ne idüğü belirsiz, hoyrat bir el gelir de kirletir o düşünceleri. ​Paslı ve kararmış fikirler basar dünyamızı; bizi içinden çıkılmaz durumlara sokar. ​Öyle bir an gelir ki, artık çevremiz bizi değil; ...