Kayıtlar

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhunda mutlaka bir kırmızı vardır. Çünkü kırmızı tutkudur. Önünde kan da olsa boynunu büker, acı da olsa onu taşır. Sevdası uğruna yanmayı bilir. Vazgeçmeyi değil, katlanmayı öğretir. Kırmızı; kalbin en diri çarpıntısıdır, insanın içindeki en sıcak ateştir. Beyaz; saflığın, inancın, duruluğun ve doğruluğun rengidir. Hakikatin sessiz ama güçlü yüzüdür. Din ve diyanet onun içinde yaşar. Ahlaki yücelik, sadakat ve büyük dostluklar onun gölgesinde büyür. O kirletilemez; çünkü özü temizdir. Değerlidir. İnsanlık değişse de, zaman eskise de beyazın taşıdığı hakikat kaybolmayacaktır. Siyah ise insanlığın en çok yanlış anlaşılan rengidir. Yüzyıllardır korkuların, bilinmezliğin ve talihsizliğin yükünü taşır. Oysa siyah, yalnızca karanlık değildir; içinde hem ateşi hem de suyu barındırır. İyilik de kötülük de onun içinde bir imkân olarak durur. İyiliğe dönüştürül...

SATIR ARASI HAYAT

Satırların arasına gizlenmiş yazılar, insanı bir noktaya ulaştırmıyorsa okunmasa da olur. Buradaki asıl mesele, satırlarda neyin yazıldığı değil; insanı nereye götürdüğüdür.     İnsan; attığı her adımda ve sergilediği her davranışta maddi veya manevi bir amaca yönelmek durumundadır. Çünkü insanın fıtratı, kâr ve zarar dengesi üzerine kuruludur. İnsan, yaptığı her tercihte; söylediği her sözde, attığı her adımda; farkında olsun ya da olmasın, bir hesabın peşindedir. Bir şeyi elde etmeyi umar yahut bir şeyden korunmaya çalışır.     Hayat yolculuğuna çıkan insan, varacağı menzili bilse dahi yolda karşılaştığı geçici güzelliklere aldanabilir. Hedefini unutup o pırıltılı duraklarda oyalanırsa, ulaşması gereken hakikatten adım adım uzaklaşır. Dahası, kök salmaya çalıştığı fani durak, ulaşmayı arzuladığı nihai menzil kadar değerli değildir. Ana yoldan sapan yolcu, kestirme sandığı loş patikalarda ilerlediğini düşünürken farkında olmadan daha meşakkatli bir sürecin içine gir...

Perde ve Çağrı

Sekülerlik... Dünyayı merkeze alan, ahireti ise hayatın uzağına iten bir bakış biçimi. Peki ya Allah? Din, diyanet ve ahlak bu denklemin neresinde durur? ​Modern insan, kendisine yeni ve kaygan bir ahlak inşa etti. Vicdanı fazla rahatsız etmeyecek kadar yumuşak, nefsini zorlamayacak kadar esnek bir ahlak... İçinde dünyaya dair geniş bir serbestlik vardı; fakat hakikati hatırlatan her ses giderek daha fazla yabancılaşmıştı. “Kimseyi incitme” diyordu; ama kendi çıkarı söz konusu olduğunda başkalarının sınırlarını çiğnemekte bir sakınca görmüyordu. Hayatın bazı alanlarında sınırsız özgürlük arzuluyor, fakat hakikatin sınırlarını duyunca rahatsız oluyordu. ​Geçen gün, hakikati hatırlatan bir söz söylediği için insanlar tarafından “fazla hassas” diye yaftalanan birisinden işitmiştim. Ona göre çağın dengesi şuydu: Dünyevi hazlar normal, fakat manevi uyarılar aşırıydı. ​İnsan, hakikatten kaçtığını zannederken aslında kendinden uzaklaşıyordu. Çünkü asıl kaçış dışarıdaki insanlardan değil, kend...

Turnusol Kâğıdı

Dünya; bir düş gibisin, içine hapsettin her şeyi geçiciliğinle yok eden bir rüyasın. Her seferinde benzerlikleri ile beraber birbirinden farklı hayatları kendi içerisinde hapsetmiş bir mapushanesin. Bazı yönlerinle cazibedar, bazı yönlerinle fitne, fesat ve acı dolu bir ülkesin. Kimi, hangi şekle sokacağın; kime, hangi yüzünü göstereceğin bir meçhul. ​Kadim Kitap’ta belirtilen iyilerle kötülerin Savaş Meydanı, aynı zamanda bir turnusol kâğıdı... Kimine kendini sevdireceğin taraflarınla yaklaşırken, kimine kendinden uzaklaştıracağın yönünle yaklaşırsın. ​Acı bir soru: Kim şanslı? Acılara duçar olan, dolandırılan, savaşlarda kayıplar yaşayan, annesiz, babasız, evlatsız kalanlar mı? Yoksa hayvandan aşağı bir kişiliğe sahip olduğu hâlde zevk ve sefa içerisinde yaşayanlar mı? ​Uzak kalmanın mümkün olmadığı senden, sana rağmen ahireti kazanmaya çalışmak, iyi ruhların belki de en büyük tesellisi... ​Zerre kadar hayırla zerre kadar şerrin tartıldığı o mizan gününde (Zilzâl, 7-8) hangi tara...

Vicdan'ın Mahkemesi

Kartopu, kışın oynanan küçük ve masum bir oyun gibi görünür; sokakta oynamak insana zevk verir. ​Fakat bazen küçücük bir kartopu bile, yuvarlandıkça büyüyüp büyük bir kar kütlesini harekete geçirerek bir çığa dönüşebilir. Bu basit görünen doğa olayı, aslında küçük şeylerin zamanla ne büyük sonuçlara yol açabileceğini hatırlatır. ​İnsan ilişkileri de böyle değil midir? Küçük bir söz, küçük bir davranış, küçük bir ihmal… Bütün bunlar ilk bakışta önemsiz gibi görünür. Ancak zaman içinde birikir, büyür ve insanın hayatında büyük kırılmalara dönüşmez mi? ​İçinde yaşadığımız hayatta insanlar bir telaşın içinde oradan oraya koşturup durur. Bir araya gelirler; kimisi hasbihal ederken kimisi ticaretin içindedir. ​Ticaret sadece bir ürünün el değiştirmesi değildir; onun yanında insanî ilişkiler de kurulur. Kimisi verdiği sözlerle güven inşa ederken, kimisi de güvenin yanından bile geçmeyen bir tavırla kendi kalitesini ortaya koyar. ​Yıkılan güven, sadece maddi kayıp değildir. Maddiyat yerin...

meşhur fare deneyi

 

Mağlubiyetten Kurtuluşa

​Yenik düştüm Allah’ım. ​Zamana, şartlara ve insanlara... ​Direnmeye çalışıyorum. ​Bir taraftan da dünyada olup biten her şeye rağmen, ​Yine aynı yerde bir çıkış yolu var mı diye düşlüyorum. ​Aslında bir çıkış yolu olmadığını bildiğim hâlde… ​Sıkı sıkıya eteğine yapışıp dua ederek yalvarmamı bekliyorsun, biliyorum. ​Ben ise toz konduramadığım nefsime söz geçiremiyor, ​Suçu hep başkalarında arıyorum. ​Seninle arama nasıl bir mesafe koyduğumu bir türlü anlayamıyorum. ​Nasıl olur da annemin içine şefkat yerleştirmiş birisi merhametsiz olur? ​Bu dünya imtihanının işleyişi gerçekten çok tuhaf. ​Ruhumdan koparılan taşların bir heykele dönüşmesini izlemek ızdırap veriyor. ​Çünkü onları kendimden bir parça görüyor, ​Koparılmalarını istemiyorum. ​İstiyorum ki; zorluklar olmasın, ​Hayat güllük gülistanlık olsun. ​Ben yine yiyeyim, içeyim ama bunun hesabı bana sorulmasın. ​Cennet mi?  Dünyamı cennete çevir. ​Evet, senden bunu istiyorum, her şeye rağmen. ​Çünkü ben seni ge...