Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayal Kırıklığına uğramış kişilerin psikolojisi

Hayal kırıklığına uğramış kişi için, sorumluluktan kurtul. mak, karşılaştığı güçlüklerden kurtulmaktan daha çekicidir. Bu kişiler, çaresiz başarısızlıklarının ve kendi kendine karar vermenin sorumluluğundan kurtulmayı özgürlükleriyle değiş tokuş etmeye isteklidirler. Plan yapmak, emir vermek ve bütün sorumlulukları kendi omuzlarına yüklenmek isteyenler lehine hayatlarının idaresinden feragat ederler. Eric Hoffer/ Kesin İnançlılar

Adalet

Ahlak, başkalarının acıları için de harekete geçmeyi gerektirir. Sadece benim için veya benim kabilem için değil, öteki için de adalet. Kemal Sayar/ Kayıp Arkadaş 

siz dili

"Siz de şunu yaptınız..." tarzı ayrıştırıcı söylemler, hemen bir "biz ve onlar" ikiliğine savrulma ve mevzi lenme kolaycılığı, ıstırap çekenle hemhal olmamızın önüne geçiyor. Kemal Sayar/Kayıp Arkadaş 

mazlum

Bilinen bir durum, mazlum bize benzemediğinde onunla özdeşlik kurmamız zorlaşıyor. Kayıp Arkadaş/Kemal Sayar

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!

Bil ki, şu hayatta en büyük özgürlük, bir yaprağın bile kendisinden izinsiz yere düşmeyeceği o büyük iradeye teslim olup, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ilahi prensibi gereği düz, sade, hesapsız ve cesurca yaşamaktır. Çünkü evhamlı bir kalp, korkak bir yürek ve dengeci bir zihinle hedefine ulaşan görülmemişti.

Ezberle! Tekrar et ve rahatla!

Ne zaman bunalsan, ne zaman dara düşsen, ne zaman kalbin sıkışsa şu ayetleri ezberle ve tekrar et: “Benim dostum ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da O’dur, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de O’dur, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana şifa veren de O’dur. Beni öldürecek, sonra da diriltecek olan da O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat” (Şuara, 77-83).

Kimseye eyvallah etme!

Kim ne derse desin sen Allah’ın ne dediğine bak! Kim ne yaparsa yapsın sen Allah’ın emrettiğini yap! Kimsenin planına, stratejisine, fitnesine, tuzağına, tehdidine eyvallah etme! Bil ki, işin sonunda Allah ne derse o olur. Çünkü: “Yaşatan da O’dur. Öldüren de O'dur. O, bir işin olmasını istedi mi, ona sadece ‘ol!’ der ve o da olur” (Mü'min, 68).

Kafanda kurup durma!

Geçmişe takılıp bu gününü zayi etme! Çünkü artık onu geri getiremezsin! Geçmişe dair ancak iki şey yapabilirsin. Birisi geçmiş günahlarına tevbe diğeri ise geçmişteki nimetlere şükürdür. Gelecekle ilgili de endişe ve kaygıya kapılma! Olmamış olayları kafanda kurup durma! Çünkü yarına bile çıkacağın belli değildir. Sen elindeki vakti değerlendir. “Bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul ve yalnızca Rabbine yönel!” (İnşirah, 7/8).

Dertlerini yalnızca Allah’a söyle!

Dertlerini herkese anlatma! Sana hiçbir faydası dokunmayacak insanlara yaşadığın imtihanlardan dolayı sızlanıp durma! Hastalandığında sana şifa veremeyen, dara düştüğünde rızkını artıramayan, sıkıldığında kalbini genişletemeyen kullara el açıp durma! Eğer bir yardıma, bir desteğe ve bir dosta ihtiyacın varsa hemen Allah’a yönel! Çünkü: “Senin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır” (Bakara, 107).

Nankörlük yapma!

Allah'ın seni kaç kez uçurumun kenarından aldığını, kaç beladan kurtardığını, kaç darlıktan genişliğe kavuşturduğunu, kaç sıkıntıdan ferahlığa çıkardığını, kaç hastalığına şifa verdiğini asla unutma! Rabbine karşı nankör olma! Çünkü her dara düştüğünde yalvarıp yakardığın Rabbin buyuruyor ki: “İnsana bir zarar dokunduğunda, yatarken, otururken veya ayaktayken bize sürekli yalvarır durur. Fakat o sıkıntıyı kendisinden kaldırınca sanki bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider” (Yunus, 12).

Yalnızca Allah’a yönel!

Üzüldüğünde, hastalandığında, rızkın azaldığında, kalbin daraldığında, evinde huzur kalmadığında, çocuklarına söz geçiremediğinde, eşinle anlaşamadığında, sıkıntılar bitmek tükenmek bilmediğinde, yalnızca Allah'a yönel! Çünkü: “Seni bütün sıkıntılardan ancak Allah kurtarır” (Enam, 64).

Ümidini kaybetme!

Belalardan, musibetlerden, hastalıklardan, rızık darlığından, kaybetmekten, yıkılmaktan, acı çekmekten değil, yalnızca Allah’tan kork! Çünkü: “Kim Allah'tan korkarsa Allah ona (her darlıktan) muhakkak bir çıkış yolu gösterir. Ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Ona her işinde muhakkak bir kolaylık sağlar. Onun günahlarını örter. Ve kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter” (Talak, 2-5)

Korkma!

                          Korkular ruhunu kuşattığında, üzüntüler kalbini ele geçirdiğinde, huzursuzluk yüreğine çöktüğünde, imtihanlar üstüne üstüne geldiğinde, endişe ve kaygılar seni bunalttığında, tüm benliğinle de ki: “Allah'ın bizim için yazdıklarından başka, başımıza hiç bir şey gelmez” (Tevbe, 51).

Unutma!

                 Her şey geçer, ömür de geçer, bütün tartışmalar biter, bütün gündemler değişir, bütün unvanlar, koltuklar, makamlar geride kalır, bütün telaşlar son bulur, hayat sensiz de akıp gider. Ne yaparsan yap kimseyi razı edemezsin muhakkak bir eksiğin bulunur. Sen Allah’ı razı etmeye bak! Çünkü O seni asla yalnız bırakmaz. Ve sakın Unutma! Allah kuluna şah damarından daha yakındır  (Kaf, 16).

Büyük Kulak

"Büyük kulak" da biz onu dinlediğimiz ve onayladığımız için var, içimizdeki tecessüs duygusuna, hasım saydıklarımızın zillet haberlerini duymaya olan açlığımıza seslendiği için var. "Büyük kulak" olmamak veya ortaya çıkan büyük kulakları terbiye etmek devletin işi, bize düşen sadece kendi küçük kulaklarımızın namusunu korumak. Biz bu namusu korursak, büyük kulak zaten hükmünü yitirecektir. Kemal Sayar/Kayıp Arkadaş/Büyük Kulak 

büyük kulak 2

Gözetlemenin nesnesi olmak toplumsal kaynağı artırıyor ve güven hissini aşındırıyor. Dinlendiğini düşünen insanlar Risk almak istemez edilgenleşir ve büyük kulakın kaporitesine RAM olur Herkesin bir diğerine şüphe ile baktığı Olan biteni büyük bir kontrolün içine yerleştirdiği bir toplumsal düzende barışın filizlenmesi zordur günümüzde kayıtlı ve kayıt dışı politikanın şaka ve kahkaha üzerinde değil açık veya örtük nefret üzerine inşa edildiğini görüyoruz nefret ve öfke değerli bir politik mal artık huzurun yeniden tesis edilebilmesi için insanların mahremiyetinin yeniden kutsal bölgeye ilan edilmesi gerekiyor başkalarına hayatını dinleyen büyük kulak herkes fırlattığı marifetiyle Politik bir aktör hüviyeti kazanmamalıdır. Kemal Sayar/ Kayıp Arkadaş 

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDAN YEMEK DUASI

Ey bizi nimetleriyle perverde eden SULTANIMIZ! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba’larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb’id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyyetini başıboş bırakıp idam etme. YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle. YA RAB! Resûl-u Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan et!.. Amin!…

İnsan, Kendi İçinde İki Kişiyle Yaşar

İnsan bazen tek bir bedenin içinde iki kişiyle yaşar. Biri ister, diğeri engeller. Biri cesaretle yürümek isterken, diğeri korkuyla geri çekilir. Bu iç çatışma, insanın en ağır imtihanlarından birisidir. Çünkü bu mücadele dışarıda değil, kalbin içinde yaşanır. İnsanı en çok yoran şey, başına gelenler değil; kendisiyle yaptığı bu bitmeyen savaştır. Kaçamaz, susturamaz iç sesi. Çıkış aradıkça sorular da çoğalır:  Ne yapmalı? Nereye sığınmalı?  Bu hâlin bir sonu var mı? Vesvese tam da burada başlar. Şeytan, insanın kalbine vesveseyi fısıldar; insan da onu büyütür. Üzerinde durdukça vesvese güçlenir, zihin daralır. Kaçtığını sandığı şeyin içinde bulur kendini. Oysa Allah, insanın içine düşen bu hâli bilir ve “şeytanın vesvesesinden Allah’a sığın” buyurur. Zor görünen her meselenin bir çıkışı vardır. Fakat vesvese, Allah’tan kopuk bir kalpte büyür. İnsan ne kadar çaresiz hissederse, kalbin etrafındaki duvarlar o kadar yükselir. Kendi içine kapanır, sanki yalnız bırakılmış gibi hiss...

Kalbin Karanlık Penceresi

Nefret… En temiz kelime. Her şeyden vazgeçişin, iyisiyle kötüsüyle reddedişin adı.Kalbinden silmek, uzak tutmak,  tuzağa düşmemek için kendini koruyuşun. İlk fırsatta terk ediş; önce duygusal, sonra fiziksel… Hayatında olmadığını saymak, anlamından çıkarmak. Bir duygunun en saf hâli, zirve hâli. Kim olduğunun, nerede durduğunun önemi kalmayan bir varlık… Tiksinti kaynağı, ruh dünyamın karanlığa açılan penceresi. Ey nefret, ey adavet… Biliyorum; karşındakini yıkıp geçecek derecedesin. Kim ki fıtratının tersine hareket eder,  bunun bir bedeli vardır. Bugün olmazsa yarın… Mutlaka. Rahmet bulutlarında doğan şefkat damlaları dışında seni söndürebilecek hiçbir şey yok. Sen ateşsin; yanmayı göze alamayan yaklaşamaz. Evet… Aslında gerçek şefkati arıyorsun. Her davranışının arkasında bir tatmin değil, yara almış bir vicdanın sükûnet arayışı var. Osman Öztürk 

Geceye Sığınan İnsan

Gece… saf karanlık; hiçbir lekeye bulaşmamış siyah. Bir örtü gibi iner her şeyin üstüne, her şeyi kendi hakikatine davet eder. Beyaz gizler; siyah ise ortaya çıkarır. Ve gece, insanın iç âlemini en dürüst hâliyle yüzüne tutan bir ayna olur. Arayan, aradığını çoğu zaman gecede bulur. Çünkü ruha rahatsızlık veren o durumlar, gecenin karanlığında ortaya çıkar. Gündüzün telaşında saklananlar, gecenin sükûtunda birikir, kabarır ve kendini gösterir. Kurtuluşlarımızın miftahı da çoğu kez gecededir. Kararlarımızı gecede alırız; o saf, berrak, ruhu temizleyen anda. Kimsenin olmadığı, yalnızca yüce yaratıcının huzuruyla doldurduğu o derin vakitte… Zamanın sanki durduğu o an, ellerimi kaldırır ve O büyük Zat'a yakarırım: Beni benden daha iyi bilensin. Hâlimi sana şikâyet ediyorum, ayağımı kaydırma, kalbimi karartma. Gönlümü yalnızca Sen'in razı olduğun yollara çevir. Bana kendimle değil, Sen'inle eminlik ver. Nefsimin ateşine beni bırakma; beni, bana rağmen koru. Ve beni bu ıssız çöll...

özdeyiş

"İnsan alışkanlıklarının çocuğudur."                                       İbni Haldun

insanlar

Insanların uğruna öldükleri kutsal amaçlar birbirinden çok farklı olsa bile, o insanlar temel itibariyle aynı şey için ölmektedirler. Eric Hoffer,Keskin İnançlılar 

Duvar

 Kabenin duvarına şiirler asıldı. Kuran gelince hepsi askıda kaldı. Akletmeyenler onları masal sandı. Akledenleri emredenin aşkı sardı. Aşk olmasa dünya senin olsa dardı. Aşkı olana ahsen esenlik payidardı. Payidar kuranın sesi heryeri sardı. Bundan ahsen melodimi vardı ? Kabenin duvarına şiirler asıldı. Kuran gelince hepsi askıda kaldı. Adilcan Yavaş

Korkular

Korkular… İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içinin bir yerinde sakladığı o sessiz sırlar. Bunlar bazen vesvese olur, bazen de karanlık bir senaryonun ilk sahnesi olur. En ufak bir ağrıdan yola çıkıp insanı körlüğe kadar götüren ihtimalleri düşündürür. “Ne yaparım?” diye bir soru takılır boğazına, cevabını da kimse veremez. Bazen bir düşmanın varlığını hissedersin; adını bilmezsin ama adımlarını duyuyor gibi olursun. Hangi tuzakları hazırlamış olabilir, nereden saldırır, hangi anı kolluyordur… Bu düşünce, insanın içinde bitmeyen bir merakla karışık tedirginlik bırakır. Ama korkular arttıkça başka bir şey de büyür: Allah’a yöneliş… Bir an anlarsın , aslında ne kadar aciz olduğunu. Gücünün, iradenin, planlarının hepsinin bir anda söndüğünü. Çünkü insan bilir ki, onu karanlığın içinden çekip alabilecek tek kudret, sadece Allah’tır. O’nun merhameti bir anlık kalbine dokunsa, bütün korkular dağılıp gider. Korkular birikir, insan ürperir; ama en sonunda başını kaldırıp yalvarmayı öğren...

Ayetlerden Bela ve Musibetteki Hikmet

A'raf-94. (Bütün bu kıssalardan alınacak derse gelince, ey insan! Adına musibet de-diğiniz şeyler bile, bizim rahmetimizin farklı bir tecellisidir.) Biz hangi ülkeye (rahmetimizin müjdecisi olarak) bir peygamber gönderdiysek, o (peygamberi yalanlayan, refahla şımaran, verilen nimetlere nankörlük eden) ülke halkını, yalvarıp yakarsınlar (âciz ve fakir olduklarını anlasınlar, bir üstünlük hastalığı olan kibirlerinden arınsınlar ve bütün bunların sonucunda gaflet uykusundan uyansınlar) diye mutlaka (ekonomik kriz ve bu krizin sonuçları olan) yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır. A'raf-95. Sonra (arkadan gelen nesiller geç-mişte yaşananlardan ders alınca) kötülüğün (sıkıntının ve darlığın) yerine, iyilik (bolluk ve bereket) getirdik. Nihayet (aradan biraz zaman geçti. Sayıca) çoğaldılar (geniş imkânlara kavuştular) ve (yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak) "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı (demek ki, bu olaylar ilahî bir uyarı, imtihan veya ceza değil. Tamame...

Kur'an Vicdan ve Akıl

          Dolayısıyla Kur'an esasen ve yalnızca tasviri değil, aynı zamanda kural koyucudur. Kur'an, eşya ve hadiseleri olgu ya da malumat olarak tanımlamaz; telkin edici kıssaları, çarpıcı benzetmeleri ve Tanrı'nın nasıl yarattığı ve tarihe nasıl müdahale ettiğiyle ilgili canlı tasvirleri, varlığı ve dünyadaki yerimizi görme biçimimizi değiştirmeyi amaçlar. Beşerî vicdanlarımızı, gerekçelendirilmiş bir iman ve erdeme dayalı bir hayat sürebilecek şekilde dönüştürmeye çalışır.             Vicdan uyanıp varlığın hakikatini dikkate almaya başladığında, her şey yerli yerine oturur ve aklımız, düşüncemiz, duyu organlarımız, görme, duyma, algılamamız ve ahlakî yargılarımız birbiriyle uyumlu hâle gelmeye başlar. Akıl ve rasyonellik bütünsel düşünce ve ahlakî anlayışın bu geniş bağlamında ortaya çıkar. Akıl, kendi başına, hakikatin bir ilkesi ve zemini olmaktan ziyade, dünyadaki varlığımızın ve gerçekliğe verdiğimiz beşerî cevabın geni...

şehrin ehemniyeti

Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Lügat: İhlâs: Samimiyetle, yalnız Allah rızası için yapmak. Hodgâmlık: Bencillik, sadece kendi çıkarını gözetmek. Tasannu: Yapmacıklık, samimiyetsiz davranış. Riya: Gösteriş için, insanların görmesi amacıyla ibadet veya iyilik yapmak. Hamiyet: Dava için gayret ve fedakârlık gösterme. Fazilet: Ahlâklı, erdemli davranış.

örtü

Geceyi üstümüzde örtü kılan var. Onun aşkına nice namaz kılan var. Göze imkansızı mümkün kılan var. Aşk için susuz yerde gemi yapan var. O aşkla denizi ortadan ikiye yaran var. Mağarayı örümcek ağıyla saran var. Ey nefsim, bırak , hesap soran var. Senin yüzünden nice yüzü solan var. Unutma,bedbaht,ol deyince olan var. Adilcan Yavaş

Mutluluk İçerdeyken Dışarıya Takılı Kalmak

       Dış daire… Evimizin yanındaki komşu, alt kattaki aile ya da hiç tanımadığımız insanların yaşam alanları. Farkında olmadan bu dış çevrelerin tutum ve alışkanlıkları, kendi dünyamızı etkilemeye başlar. Çünkü dışarıya bakarken yalnızca gözlem yapmayız; onların hayatlarına ölçütler biçmeye, hatta kendi hayatımızı onlara göre şekillendirmeye başlarız. Dış daire sadece gözle görülen eşyalarla sınırlı kalmaz; çoğu zaman bize ait olmayan, başkalarından gelen ruh halleri de sanki bizimmiş gibi yaşamımıza sızar ve iç huzurumuzu etkiler. Böylece, çoğu zaman gerçek mutluluğumuzun izini sürmeyi unuturuz.         İnsan çoğu zaman mutluluğun, başka hayatlardaki veya başka evlerdeki eşyanın kendi evinde de bulunmasıyla geleceğini sanır. Bu yanılgı, dışarıda gördüklerinin kendi iç düzenini fark ettirmeden şekillendirmesine zemin hazırlar. Oysa insanın asıl kaybı, dışarıya bakarken kendi içinde olup bitenleri ihmal ettiğinde başlar. Yani dışarıdaki görüntü, ...

Sezai Karakoç'tan Bir İbrahim Yorumu

Herkes İbrahim olmak ister, Ama kimse de ateşe atılmak istemez, Peki, "İbrahim olmak" ne demek?  "Ateşin bir tarafından girip öbür tarafından çıkacaksın sapasağlam olarak. Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende: İşte "İbrahim olmak" bu. Sezai Karakoç

KENDİNİ ARAMAK

        Devam ederken hayat güneş yine sabah doğup akşam çekilirken, bir gün varlığının farkına vardı. Sürüklendiği selin üstünde gördü kendini. Uzaklara daldı. Ne çok şey yaşamıştı, ne de çok savruldu. Aslında küçükken başlamıştı her şey, herkes okula gitti o da takıldı herkesin peşine, orada herkes belli bir kıyafet giydi o da takip etti herkesi. Derken verileni okudu, gösterileni öğrendi… Böylece alıştı o ‘toplum’ denilen furyaya. Sonra gördüğünü yaptı, dinlediğini haykırdı, öğrendiğini savundu. İnsanlara karıştı, geleneklere yapıştı, yeniliklere rastladı… Günler tekerrür etti, yıllar birbirini takip etti. İnsanlara yetişmekle ve çağa ayak uydurmakla meşguldü. Zaman durmuyor, sürekli değişiyordu, hayata geç kalmamalı ve her yere yetişmeliydi. Evet onsuz olmazdı gezmeler, piknikler, sosyal medyada yapılan etiketler… Her şeye ve her yere yetişmeliydi, çünkü öyle olmasa kabul edilmez yalnız kalırdı, yaşadığı toplumun kuralı oydu. Düşünmeden, sadece gördüğünü yapması ...

irrasyonalizminin(akıl-dışılığın) mantığı

           Açık seçik delillerin reddedildiği bir yerde akıl-dışılık norm hâline gelir. Burada karşımıza şu soru çıkar: İnsan bilerek ve isteyerek akıl-dışı olabilir mi? Bu elbette mümkündür.           Ama Sokrates'in hatırlattığı gibi insan bilerek yanlış yapmaz. Önce kendini yaptığı şeyin yanlış olmadığına ikna eder, ondan sonra o fiili işler. Hırsız, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bile bile çalmaz. Hırsızlığına çeşitli gerekçeler üretir (zenginlerin malında hakkım var, başka çarem yok, evimi geçindirmek zorundayım...) ve ondan sonra çalar. Hiçbir katil, adam öldürmenin kötü bir şey olduğunu bilerek cinayet işlemez. Cinayete gerekçeler üretir (nefs-i müdafaa için öldürdüm, öldürülmeyi hak etti, bana çok büyük bir kötülük yaptı...) ve ondan sonra öldürür. Bu tür durumlarda karşımıza çıkan düşünce şekli iyi, doğru ve güzel olanın yerine hırs, öfke, korku, çıkar, nefs gibi unsurları koyar.         İnsanın ...

özgürlük kavramı

             Özgürlük, tüm sınırların ve kuralların kaldırılması değil, aklın erdemle birlik-te kullanılmasıdır.                                                             "Emanuel Kant"

Saf Dünyalar ve Mahpus Ruhlar

   Saf dünyalar… Çocukların kirletilmemiş dünyası… Ya da çocuk ruhluların mı desem daha doğru olur? Saflık ve temizlik içlerinde hâkimken, birden bire çıkagelir şeytan ruhlu insanlar. Masum dünyalarını kirletirler; köşe başları da onların elindedir, kaçacak delik bırakmazlar. Her adımda, her köşede bir tuzak vardır; ruhun en narin köşelerine bile sinsice sızarlar. Ve insan, ne zaman nefes alacak bir boşluk arasa, o boşluğu hemen  fark ederler.       Halbuki tüm ısrarı, içine düşmüş olduğu mahpus tipli yerden kurtulmaktır insanın. O daracık iç âlemi, kimi zaman umutları gölgeler altında bıraksa da, insan yine de çırpınır; her çırpınış bir direniştir aslında.          Dünyanın her zemininde, her hâlde iyilere ihtiyaç vardır; dünyanın aydınlık yüzü olmaya… Allah’ın muhakkak bir hesabı vardır ve bu hesap, her karanlığın sonunda bir ışık bırakır. İnsan, bazen bu ışığı göremez ama hisseder; sessizce, içten gelen bir umutla ayakta kalır. D...

neyzen tevfik tespitler

"Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami. Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil."

Bu Gidiş Nereye ?

Hayat çoğu zaman bir tekrar döngüsü gibi gelir; aynı hatalar, aynı şikayetler, aynı yalnızlık… Bu metin, o döngüyü fark edip, içsel farkındalık ve kabullenmeyle özgürlüğe nasıl ulaşabileceğimizi sorgulayan bir yolculuktur. İnsan, yetersizlik duygusu altında ezildiğinde, kendi iç dünyasını giderek daraltır. Sürekli ettiği şikayetler, kendisine kısacık bir rahatlama verir. Ama bu bir gerçek çözüm değildir. Bu durumda kişi, kendi içine kapanır ve giderek yalnızlaşır. Peki, bu fasit döngü nereye kadar sürecek? Belki de özgürlük, şikayet etmeyi bırakıp içsel farkındalıkla ve kabullenmeyle başlar. Bir insan düşünün; dar dünyasında mutlu olabildiği şeylerin sayısı pek az olsun. Maddi yetersizlik ruhunu da esir alsın; sonunda geriye ruhsuz bir beden kalsın. Hep sorgular dururum; bu mevzuyu, bu yıkıntıları, bu kaosu neden yaşıyoruz? Acaba mutluluk, Yaratan’ın isteklerine uygun bir yaşamda gizli değil midir? İnsanların bu kadar mutsuz olmasının sebebi, yaratılışlarını ve fıtratlarını inkâr etm...

yitik kelime

Yitik kelimeyi arıyorum, Durmadan... Kaybettiğim zamanın Telafi yollarını. Ne zaman, Nerede, Ne için?.. Sorular, sorular... Beyin yakan. İçinde kaybettiklerim gizli; Sırlarım, aşklarım, heyecanlarım... Bir yitik kelime arıyorum, Mazide asılı. Belki de bir gün, Aramayı bıraktığım o an, Tevafuken çıkagelir karşıma; Geldiğinin bile Farkına varamadan. Osman Öztürk 

çaycı

Çaycı bir çay ver Orta demlikden olsun Ne açık ne koyu normal olsun İçelim derdimize ortak olsun Bir çay daha ver aynı demlikden olsun (Yusuf Güler)

Gençliğe Hitabe-NFK

Resim
  "Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dinin...

iman

"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu; ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu; ihlás sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar."

Bir Kurtuluştur Ölüm

bir kurtuluştur ölüm sabretmenin sonunda vardığın son nokta her seferinde denilmez mi hesabın sorulacağı o gün karşılaşmak her şeyin içinden geçmek ölüm gelmeden öldürebilmek heveslerini,aşklarını, heyecanlarını... bir kurtuluştur miskinlerin bıkkınlığı maşukların kavuştuğu zorlukların kolaylaştığı... Ve,  işte o zaman anlarsın yaşamak denen o ağır ve ıslak illetin içinde sürüklenirken kıyıyı görmenin huzurunu bir nefestir, sonunda ciğerlerine dolan Yemyeşil ormanların ortasında içine çektiğin saf oksijen gibi bir teslimdir nihayet kıpırdamadan durabilmek rüzgarın önündeki yaprak olmaktan usulca vazgeçiş ve sen artık bir hiç ya da her şey iki adım ötedeki o büyük sırrın ta kendisi bir kurtuluştur ölüm belki de yaşadığını son kez gerçekten hissedebilmek... Osman Öztürk 

Bir soru

         Hangisini tercih etmezsin?  doğruyu yapmamayı mı? Yanlışı yapmamayı mı? 

dava bilinci

"Davalar acılar içinde doğar, refah içinde ölür."  Aliya İzzetbegoviç

Hayber'den Gazze'ye Bir Strateji

Hayber kalelerine sığınan yahudiler yiyecek ve içecek stokları ile PEYGAMBER EFENDİMİZİN gitmesini bekliyordu. Hayber kaleleri sağlam, yüksek bir yerdeydi. Ok atsan sana geri dönüyordu Taş atsan yetişmiyordu Bağırsan sesin yetişmezdi Hayber yıkılmıyordu. Hayber fethedilmiyordu. Günlerce bekledi İslam ordusu. Ama yahudiler kalelerden çıkmıyordu. Müslümanların stoğu tükenmek üzere, moralleri bitmek üzereydi. Günlerce beklediler. Ama nafile! Bu uzun bekleyişten sonra PEYGAMBER EFENDİMİZ bir strateji geliştirdi. Hurma ağaçları kesilecekti. Hayber Yahudilerinin ekonomisi birer birer kesilecekti. Servetleri devrilecekti. Gelecekleri köklerinden kazınacaktı. Zira yahudi için para, servet,zenginlik herşeydi. Ağaçlar kesildikçe yahudiler kahroluyordu Ağaçlar kesildikten sonra burada kalmanın da bir anlamı kalmayacaktı. Anlaşma yoluna gittiler ve taşıyabilecekleri kadar yükle Yahudilerin başkenti Hayberi terk edeceklerdi. Sen de Hayber savaşına katılmak istiyorsan bir ağaç da sen kes! Sen de bug...

insanoğlunun zayıflığı üzerine

İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır. (9. söz 5. nükte)

doğru

“Doğruyu susturmak, yalanı konuşturmaktır.”                                   İmam-ı Şafii 

veciz bir sözle nötr insanın tarifi

Sadece yanlıştan kaçan insan, iyiliği “bekleyen” insandır.

uhuvvet-kardeşlik üzerine bir yazı

Uhuvvet Risalesi Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et… onun ref‘ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-yı nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, müminlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur… onlara adâvet et!.. Evet nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbetle lâyıktır; öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır. Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen, husûmet tezâyüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idâme eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

Ali Fuat Başgil'den tespitler

Ali Fuat  Başgil Diyor ki Kanaatim şudur ki, biz Türkleri, gerek fert ve gerek cemiyet olarak, Garplılardan ayıran ne zekâ, ne kabiliyet, hatta ne de çalışkanlıktır. Kudret eli, Türke, terakinin temel şartı olan bu üç nimeti bol bol ihsan etmiştir. Daima söylediğim gibi biz Türkler, yeryüzünün en zeki en kabiliyetli milletlerinden biriyiz. Bununla beraber, yüz elli seneden beri ilerlemiyor, bocalıyoruz. O halde başka bir eksiğimiz var. İlerlemeye engel olan illete maluluz. İşte bu eksiğimiz ve bu illetimiz, tenkide tahammülsüzlüğümüz, hür fikre karşı düşmanlığımız, bir kelime ile taassubumuzdur. Bu illetimiz kah dini, kah laik, kah siyasi, kah içtimai, çeşitli şekillerde depreşmekte ve bizim enerji kaynaklarımızı tüketip kurutmaktadır. Onun için biz de yüksek tefekkür hayatı doğmuyor, yüksek ilim ve mütefekkir yetişmiyor. İlim ve fikir adamları cemiyet yolunu aydınlatan ışıklardır. Hür fikre ve yaratıcı tenkide tahammül gösteremeyen cemiyetlerde bu adamlar yetişmez. İlim ve fiki...

Benlik

Bilgisayarımın ekranından hikmetli sözler kervanı geçiyor gün boyu. Kiminle konuşsam erdemli… Ekrana çıkan herkes insanlığın zirvesinden hitap ediyor topluma.  Kendini eleştirebilen, ne kadar kötü bir insan olduğunu söyleyen bir Allah’ın kulu yok etrafta. Kötüler, hep tanıdıklarımızın tanıdıkları oluyor her ne hikmetse.  Kusurumuz yüzümüze söylendiğinde depresyona giriyor, eleştiri okları bize değince zıvanadan çıkıyoruz. Hep mükemmel insanı oynuyoruz. Rolümüzü unuttuğumuz satırlarda ümitsizce bir suflör arıyoruz çevremizde.  Bulmakta da pek zorlanmıyoruz. Bir kitapçının rafından, bir seminer salonundan ya da bir reklam panosundan “Sen mükemmelsin,” diye fısıldıyorlar kulağımıza hemen. Ve oyuna devam ediyoruz.  İş mülakatlarında “En zayıf yanınız nedir?” sorusuna, “Mükemmeliyetçi bir yapım var,” diye cevap veriyoruz. Kendimizle ilgili en olumsuz cümlemiz bile, Türkçe’nin en olumlu kelimelerinden bir tanesiyle kuruluyor.  Sıfatlar hep olumlu, zaafların öznesi hep...

özdeyiş

Ortaya koymadığın bir davranışı beklentiye dönüştüremezsin...

pahalılık üstüne

1960’ larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır... "Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar...  "Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir...  "Halk büyük âlimlerden olan Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin yanına gelip bu durumu şikayet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar...  "Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar... "Kandehlevî onlara şu önemli nasihati yapar ve derki:  "İnsanlar ve eşyalar Allah katında iki elin iki terazisinin kefesi gibidir...  "Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar ama eğer Allah katında insanın değerini düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri de azalıp fiyatlarda düşsün...  "Sonra halka dönüp şu Ayeti bu söylediğine delil olarak okur:  بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ ا...

tespitler

      Kadın olsun, erkek olsun; İslami duyarlılığı olduğunu iddia eden birçok kişide ciddi sapmalar görüyorum. Tesettürü yalnızca başını kapatmakla sınırlı görenlerde, tesettüre layık vakur bir duruş olmuyor.        “Şark kurnazı” denilen bir anlayış yayılmış durumda. Her şeyi kendi menfaati için kullanan, başkasının hakkını önemsemeyen bir yapı... Bu hastalık, toplumun en altından en üst kademesine kadar sirayet etmiş durumda.Bu gidişle; bundan sonraki süreçte daha iyiye evrileceğimizi de pek düşünmüyorum. Toplumsal kirliliğin temelinde, kötülüğün kötü olduğunu bilmesine rağmen onu bahane eden bir anlayış yatıyor. Başkalarının yanlışlarını kendine gerekçe yapan bir insan tipi oluştu. Bu durum, Allah’ın başımıza musallat ettiği “şirretli insan” tipinin artmasına neden oluyor. Bugün Gazze’de bir grup mücahit, zulme karşı direniyor. Ancak dünya üzerinde iki milyar olduğu söylenen Müslümanlar, etkisiz bir kitleye dönüşmüş durumda. Dünya nüfusunun dörtte b...

mutluluk sırrı

“Mutlu olabilmek, sürekli bir sorgulama gerektirir. Halbuki asıl huzur, Yaratıcı ile bağ kurabilmekten ve O’nun dediklerini anlayabilmekten geçer.”

çevrenizden uzak tutmanız gereken kişiler, benden söylemesi

 * çok yalan söyleyenler  * çok argo konuşanlar  * kesinlik bildirenler

sınav hazırlık öğrencilerine bir not

 senden daha yüksek hedefi olmayan arkadaşların varsa seni motivasyon olarak aşağı çekerler. #motivasyon

Beklenen şiiri

  BEKLENEN Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar? NECİP FAZIL KISAKÜREK

istemem

  *istemem* istemem seni ve istemem benim olmayan güneşi istemem ayı ve istemem beni istemeyen dünyayı

HAYAT

Hayat;acı ve gerçek karışımı bir bileşik; Hayat; bazen tek düze ,gayet basit varlık, Bazen mart ayında kedilerin çiftleşme dönemi kadar hayvani, Bazen yüce bir alemi içinde barındıracak kadar şahane ve muhteşem. Hayat ; bir kişiye hayatını bağışlayabileceğin kadar bağlayıcı, Bir kişiyi öldürebilecek kadar kindar ve adavet dolu. Hayat ; sevmek bazen bir kişiyi , Bazen onun için gözyaşı dökmek , Bazen gözyaşlarını içine dökmektir. Hayat ;bir bağlılık yaşama ; Canı çıkıncaya dek tutunmak ve savaş vermek nizama. Hayat;bir dava bir savaş bazen, Uğrunda ölünesi, Avazı çıktığı kadar bağırmak davam!!! diye, Hayat;bazen bir askerlik hudutta,bir nöbetçi sınırda, Elinde silahı; Görevi beklemek; gözünü kırpmadan vatanı. Ve ; bazen bir istirahattir hayat; Önce doktordan alınan, Sonra Başhekimin emriyle Azrail’den alınan reçete… 26/12/2004 VAN – ÖZALP II.HUDUT TABURU

gaflet

 “Şu yaşadığımız hayat, bir gaflet perdesi ardında oynanan sahnelerden oluşan büyük bir tiyatroya benzer.  Her perde, insanın görmezden geldiği ya da sakladığı başka bir günahı barındırır.  Şanslı olan, kişi karşılaştığı durumların gücüne dayanabilir; ama gücü yetmediğinde, buhranlar içinde kaybolur, acizlik hislerine sarılır.  İçinde fırtınalar koparken, sanki ruhu görünmez zincirlerle bağlanmış gibidir.  Peki, bu perdenin arkasında ne saklıdır?  Ve biz insanoğlu bu tiyatronun hangi rolünde oynuyoruz?” Osman Öztürk