30 Aralık 2025 Salı

Hayal Kırıklığına uğramış kişilerin psikolojisi

Hayal kırıklığına uğramış kişi için, sorumluluktan kurtul. mak, karşılaştığı güçlüklerden kurtulmaktan daha çekicidir. Bu kişiler, çaresiz başarısızlıklarının ve kendi kendine karar vermenin sorumluluğundan kurtulmayı özgürlükleriyle değiş tokuş etmeye isteklidirler. Plan yapmak, emir vermek ve bütün sorumlulukları kendi omuzlarına yüklenmek isteyenler lehine hayatlarının idaresinden feragat ederler.
Eric Hoffer/ Kesin İnançlılar

28 Aralık 2025 Pazar

Adalet

Ahlak, başkalarının acıları için de harekete geçmeyi gerektirir. Sadece benim için veya benim kabilem için değil, öteki için de adalet.
Kemal Sayar/ Kayıp Arkadaş 

siz dili

"Siz de şunu yaptınız..." tarzı ayrıştırıcı söylemler, hemen bir "biz ve onlar" ikiliğine savrulma ve mevzi lenme kolaycılığı, ıstırap çekenle hemhal olmamızın önüne geçiyor.
Kemal Sayar/Kayıp Arkadaş 

mazlum

Bilinen bir durum, mazlum bize benzemediğinde onunla özdeşlik kurmamız zorlaşıyor.
Kayıp Arkadaş/Kemal Sayar

26 Aralık 2025 Cuma

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!



Bil ki, şu hayatta en büyük özgürlük, bir yaprağın bile kendisinden izinsiz yere düşmeyeceği o büyük iradeye teslim olup, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ilahi prensibi gereği düz, sade, hesapsız ve cesurca yaşamaktır. Çünkü evhamlı bir kalp, korkak bir yürek ve dengeci bir zihinle hedefine ulaşan görülmemişti.

Ezberle! Tekrar et ve rahatla!



Ne zaman bunalsan, ne zaman dara düşsen, ne zaman kalbin sıkışsa şu ayetleri ezberle ve tekrar et: “Benim dostum ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da O’dur, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de O’dur, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana şifa veren de O’dur. Beni öldürecek, sonra da diriltecek olan da O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat” (Şuara, 77-83).

Kimseye eyvallah etme!



Kim ne derse desin sen Allah’ın ne dediğine bak! Kim ne yaparsa yapsın sen Allah’ın emrettiğini yap! Kimsenin planına, stratejisine, fitnesine, tuzağına, tehdidine eyvallah etme! Bil ki, işin sonunda Allah ne derse o olur. Çünkü: “Yaşatan da O’dur. Öldüren de O'dur. O, bir işin olmasını istedi mi, ona sadece ‘ol!’ der ve o da olur” (Mü'min, 68).

Kafanda kurup durma!



Geçmişe takılıp bu gününü zayi etme! Çünkü artık onu geri getiremezsin! Geçmişe dair ancak iki şey yapabilirsin. Birisi geçmiş günahlarına tevbe diğeri ise geçmişteki nimetlere şükürdür. Gelecekle ilgili de endişe ve kaygıya kapılma! Olmamış olayları kafanda kurup durma! Çünkü yarına bile çıkacağın belli değildir. Sen elindeki vakti değerlendir. “Bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul ve yalnızca Rabbine yönel!” (İnşirah, 7/8).

Dertlerini yalnızca Allah’a söyle!



Dertlerini herkese anlatma! Sana hiçbir faydası dokunmayacak insanlara yaşadığın imtihanlardan dolayı sızlanıp durma! Hastalandığında sana şifa veremeyen, dara düştüğünde rızkını artıramayan, sıkıldığında kalbini genişletemeyen kullara el açıp durma! Eğer bir yardıma, bir desteğe ve bir dosta ihtiyacın varsa hemen Allah’a yönel! Çünkü: “Senin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır” (Bakara, 107).

Nankörlük yapma!



Allah'ın seni kaç kez uçurumun kenarından aldığını, kaç beladan kurtardığını, kaç darlıktan genişliğe kavuşturduğunu, kaç sıkıntıdan ferahlığa çıkardığını, kaç hastalığına şifa verdiğini asla unutma! Rabbine karşı nankör olma! Çünkü her dara düştüğünde yalvarıp yakardığın Rabbin buyuruyor ki: “İnsana bir zarar dokunduğunda, yatarken, otururken veya ayaktayken bize sürekli yalvarır durur. Fakat o sıkıntıyı kendisinden kaldırınca sanki bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider” (Yunus, 12).

Yalnızca Allah’a yönel!



Üzüldüğünde, hastalandığında, rızkın azaldığında, kalbin daraldığında, evinde huzur kalmadığında, çocuklarına söz geçiremediğinde, eşinle anlaşamadığında, sıkıntılar bitmek tükenmek bilmediğinde, yalnızca Allah'a yönel! Çünkü: “Seni bütün sıkıntılardan ancak Allah kurtarır” (Enam, 64).

Ümidini kaybetme!


Belalardan, musibetlerden, hastalıklardan, rızık darlığından, kaybetmekten, yıkılmaktan, acı çekmekten değil, yalnızca Allah’tan kork! Çünkü: “Kim Allah'tan korkarsa Allah ona (her darlıktan) muhakkak bir çıkış yolu gösterir. Ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Ona her işinde muhakkak bir kolaylık sağlar. Onun günahlarını örter. Ve kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter” (Talak, 2-5)

Korkma!


                         

Korkular ruhunu kuşattığında, üzüntüler kalbini ele geçirdiğinde, huzursuzluk yüreğine çöktüğünde, imtihanlar üstüne üstüne geldiğinde, endişe ve kaygılar seni bunalttığında, tüm benliğinle de ki: “Allah'ın bizim için yazdıklarından başka, başımıza hiç bir şey gelmez” (Tevbe, 51).

Unutma!

                

Her şey geçer, ömür de geçer, bütün tartışmalar biter, bütün gündemler değişir, bütün unvanlar, koltuklar, makamlar geride kalır, bütün telaşlar son bulur, hayat sensiz de akıp gider. Ne yaparsan yap kimseyi razı edemezsin muhakkak bir eksiğin bulunur. Sen Allah’ı razı etmeye bak! Çünkü O seni asla yalnız bırakmaz. Ve sakın Unutma! Allah kuluna şah damarından daha yakındır 


(Kaf, 16).



22 Aralık 2025 Pazartesi

Büyük Kulak

"Büyük kulak" da biz onu dinlediğimiz ve onayladığımız için var, içimizdeki tecessüs duygusuna, hasım saydıklarımızın zillet haberlerini duymaya olan açlığımıza seslendiği için var. "Büyük kulak" olmamak veya ortaya çıkan büyük kulakları terbiye etmek devletin işi, bize düşen sadece kendi küçük kulaklarımızın namusunu korumak. Biz bu namusu korursak, büyük kulak zaten hükmünü yitirecektir.
Kemal Sayar/Kayıp Arkadaş/Büyük Kulak 

büyük kulak 2

Gözetlemenin nesnesi olmak toplumsal kaynağı artırıyor ve güven hissini aşındırıyor. Dinlendiğini düşünen insanlar Risk almak istemez edilgenleşir ve büyük kulakın kaporitesine RAM olur Herkesin bir diğerine şüphe ile baktığı Olan biteni büyük bir kontrolün içine yerleştirdiği bir toplumsal düzende barışın filizlenmesi zordur günümüzde kayıtlı ve kayıt dışı politikanın şaka ve kahkaha üzerinde değil açık veya örtük nefret üzerine inşa edildiğini görüyoruz nefret ve öfke değerli bir politik mal artık huzurun yeniden tesis edilebilmesi için insanların mahremiyetinin yeniden kutsal bölgeye ilan edilmesi gerekiyor başkalarına hayatını dinleyen büyük kulak herkes fırlattığı marifetiyle Politik bir aktör hüviyeti kazanmamalıdır.
Kemal Sayar/ Kayıp Arkadaş 

21 Aralık 2025 Pazar

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDAN YEMEK DUASI


Ey bizi nimetleriyle perverde eden SULTANIMIZ!

Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba’larını göster.

Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet.

Bizi bu çöllerde mahvettirme.

Bizi huzuruna al. Bize merhamet et.

Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir.

Bizi zeval ve teb’id ile tazib etme.

Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyyetini başıboş bırakıp idam etme.

YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et.

Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.

Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle.

Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle.

YA RAB! Resûl-u Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın bereketi hürmetine

bize ihsan ettiğin maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan et!.. Amin!…

16 Aralık 2025 Salı

İnsan, Kendi İçinde İki Kişiyle Yaşar



İnsan bazen tek bir bedenin içinde iki kişiyle yaşar. Biri ister, diğeri engeller. Biri cesaretle yürümek isterken, diğeri korkuyla geri çekilir. Bu iç çatışma, insanın en ağır imtihanlarından birisidir. Çünkü bu mücadele dışarıda değil, kalbin içinde yaşanır.

İnsanı en çok yoran şey, başına gelenler değil; kendisiyle yaptığı bu bitmeyen savaştır. Kaçamaz, susturamaz iç sesi. Çıkış aradıkça sorular da çoğalır: 

Ne yapmalı?
Nereye sığınmalı? 
Bu hâlin bir sonu var mı?

Vesvese tam da burada başlar. Şeytan, insanın kalbine vesveseyi fısıldar; insan da onu büyütür. Üzerinde durdukça vesvese güçlenir, zihin daralır. Kaçtığını sandığı şeyin içinde bulur kendini. Oysa Allah, insanın içine düşen bu hâli bilir ve “şeytanın vesvesesinden Allah’a sığın” buyurur.

Zor görünen her meselenin bir çıkışı vardır. Fakat vesvese, Allah’tan kopuk bir kalpte büyür. İnsan ne kadar çaresiz hissederse, kalbin etrafındaki duvarlar o kadar yükselir. Kendi içine kapanır, sanki yalnız bırakılmış gibi hisseder.

Oysa kurtuluş yakındır. “Allah kuluna yetmez mi?” sorusu, kalbe bırakılan bir rahmettir. Vesveseyi çözmeye çalışmak yerine, Allah’a yönelen kalp rahatlar. Vesvese, hatırlanmadıkça gücünü kaybeder; beslenmedikçe yok olur.

İnsan her yükü tek başına taşımak zorunda değildir. Dert, sahibine teslim edildiğinde hafifler. Kalp, Rabbine döndüğünde sükûna erer.

Selam ve dua ile.

Osman ÖZTÜRK

5 Aralık 2025 Cuma

Geceye Sığınan İnsan



Gece… saf karanlık; hiçbir lekeye bulaşmamış siyah.
Bir örtü gibi iner her şeyin üstüne, her şeyi kendi hakikatine davet eder.
Beyaz gizler; siyah ise ortaya çıkarır.
Ve gece, insanın iç âlemini en dürüst hâliyle yüzüne tutan bir ayna olur.

Arayan, aradığını çoğu zaman gecede bulur.
Çünkü ruha rahatsızlık veren o durumlar, gecenin karanlığında ortaya çıkar.
Gündüzün telaşında saklananlar, gecenin sükûtunda birikir, kabarır ve kendini gösterir.
Kurtuluşlarımızın miftahı da çoğu kez gecededir.

Kararlarımızı gecede alırız;
o saf, berrak, ruhu temizleyen anda.
Kimsenin olmadığı, yalnızca yüce yaratıcının huzuruyla doldurduğu o derin vakitte…
Zamanın sanki durduğu o an,
ellerimi kaldırır ve O büyük Zat'a yakarırım:

Beni benden daha iyi bilensin.
Hâlimi sana şikâyet ediyorum, ayağımı kaydırma, kalbimi karartma.
Gönlümü yalnızca Sen'in razı olduğun yollara çevir.
Bana kendimle değil, Sen'inle eminlik ver.
Nefsimin ateşine beni bırakma;
beni, bana rağmen koru.
Ve beni bu ıssız çöllerde mahvettirme.
Amin.

Osman Öztürk 

4 Aralık 2025 Perşembe

özdeyiş

"İnsan alışkanlıklarının çocuğudur."
                                      İbni Haldun

1 Aralık 2025 Pazartesi

insanlar

Insanların uğruna öldükleri kutsal amaçlar birbirinden çok farklı olsa bile, o insanlar temel itibariyle aynı şey için ölmektedirler.
Eric Hoffer,Keskin İnançlılar 

Duvar

 Kabenin duvarına şiirler asıldı.

Kuran gelince hepsi askıda kaldı.


Akletmeyenler onları masal sandı.

Akledenleri emredenin aşkı sardı.


Aşk olmasa dünya senin olsa dardı.

Aşkı olana ahsen esenlik payidardı.


Payidar kuranın sesi heryeri sardı.

Bundan ahsen melodimi vardı ?


Kabenin duvarına şiirler asıldı.

Kuran gelince hepsi askıda kaldı.


Adilcan Yavaş

Korkular

Korkular… İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içinin bir yerinde sakladığı o sessiz sırlar. Bunlar bazen vesvese olur, bazen de karanlık bir senaryonun ilk sahnesi olur. En ufak bir ağrıdan yola çıkıp insanı körlüğe kadar götüren ihtimalleri düşündürür. “Ne yaparım?” diye bir soru takılır boğazına, cevabını da kimse veremez.

Bazen bir düşmanın varlığını hissedersin; adını bilmezsin ama adımlarını duyuyor gibi olursun. Hangi tuzakları hazırlamış olabilir, nereden saldırır, hangi anı kolluyordur… Bu düşünce, insanın içinde bitmeyen bir merakla karışık tedirginlik bırakır.

Ama korkular arttıkça başka bir şey de büyür: Allah’a yöneliş… Bir an anlarsın , aslında ne kadar aciz olduğunu. Gücünün, iradenin, planlarının hepsinin bir anda söndüğünü. Çünkü insan bilir ki, onu karanlığın içinden çekip alabilecek tek kudret, sadece Allah’tır. O’nun merhameti bir anlık kalbine dokunsa, bütün korkular dağılıp gider.

Korkular birikir, insan ürperir; ama en sonunda başını kaldırıp yalvarmayı öğrenir. Çünkü bilir ki, insan ipten düşmeden önce tutunacaksa, o el sadece Rahman’ın elidir.

Osman Öztürk 

30 Kasım 2025 Pazar

Ayetlerden Bela ve Musibetteki Hikmet


A'raf-94. (Bütün bu kıssalardan alınacak derse gelince, ey insan! Adına musibet de-diğiniz şeyler bile, bizim rahmetimizin farklı bir tecellisidir.) Biz hangi ülkeye (rahmetimizin müjdecisi olarak) bir peygamber gönderdiysek, o (peygamberi yalanlayan, refahla şımaran, verilen nimetlere nankörlük eden) ülke halkını, yalvarıp yakarsınlar (âciz ve fakir olduklarını anlasınlar, bir üstünlük hastalığı olan kibirlerinden arınsınlar ve bütün bunların sonucunda gaflet uykusundan uyansınlar) diye mutlaka (ekonomik kriz ve bu krizin sonuçları olan) yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

A'raf-95. Sonra (arkadan gelen nesiller geç-mişte yaşananlardan ders alınca) kötülüğün (sıkıntının ve darlığın) yerine, iyilik (bolluk ve bereket) getirdik. Nihayet (aradan biraz zaman geçti. Sayıca) çoğaldılar (geniş imkânlara kavuştular) ve (yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak) "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı (demek ki, bu olaylar ilahî bir uyarı, imtihan veya ceza değil. Tamamen tesadüflere bağlı olarak öteden beri süregelen basit tabiat hadi-seleri ve sosyal olaylardan ibaretmiş") dediler (ve tekrar gafletin derin uykusuna daldılar) Biz de hiç beklemedikleri bir anda onları ansızın yakaladık.

A'raf-96. Eğer o (peygamber gönderilen) ül-kelerin halkları inansalar (Allah'ın ya-salarındaki işleyişi kavrasalar) ve (buna bağlı olarak bir milletin geri kalmasına,fakirleşmesine ve başka milletlere bağımlı ve muhtaç olmasına sebep olacak şeylerden) sakınsalardı, üzerlerine gö-ğün ve yerin (bolluk ve) bereket kapıla-rını açardık. Fakat (onlara bu gerçekler hatırlatıldığında) yalanladılar, biz de on-ları yaptıklarına karşılık cezalandırdık.

A'raf-97. (Bu cezalandırmalar her zaman ola-bilir.) O halde, hangi toplum gece uyurken başlarına azabımızın gelmeyeceğin-den emin olabilir?

A'raf-98. Yahut hangi memleketin halkı, on-lar gündüz vakti eğlenirken başlarına azabımızın gelmeyeceğinden (gece veya gündüz gelen azapların, onları ebedi azaba götürmeyeceğinden) emin olabilir mi? (Var mı garantisi olan?)

A'raf-99. Yoksa onlar, (geçmiş kavimlerde olduğu gibi toplu helâklerin olmayışına bakarak, teknolojilerine güvenip, her türlü tedbiri alarak veya) Allah'ın (mühlet vermesini, yanlış anlayarak O'nun) azabından emin mi oldular? (Hadiseleri yanlış yorumlayarak, aldıkları tedbirlere güvenerek, gaflete dalıp) Hüsrana uğrayan (bunun sonucunda basiretleri bağlanan) topluluklardan başkası Allah'ın azabından emin olmaz.

A'RAF-100. Geçmişteki sahipleri helâk olup gittikten sonra bugün bu topraklarda hayat süren müşrikler (tarihin farklı olaylar üzerinden tekerrür edeceğini) hâlâ anlayamadılar mı? Eğer dileseydik, işledikleri günahlar yüzünden pekâlâ onları da cezalandırabilirdik. (Bu cezalar her zaman maddî olmaz. Bazen de manevî olarak gelir. Bir manevî ceza olarak) Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (kulakları olduğu halde) hakkı işitmezler. (Gözleri olduğu halde gerçeği görmezler. Akılları olduğu halde, yaratılanla, Yaratıcı arasında bağlantı kuramaz, yaratılışı tesadüfe bağlarlar.)

A'raf-101. İşte (geçmişte yaşamış) o toplumlar (ve onların ibret manzaraları...) Onla-rın haberlerinden bir kısmını sana (ve senin şahsında kıyâmete kadar gelecek tüm insanlara) anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri (ve peygamber misyo-nunun takipçileri) onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce inkâr ettikleri hakikate (kibir ve inatları yü-zünden) bir türlü iman etmeye yanaş-madılar. İşte, Allah kâfirlerin (küfürde ısrar etmelerinin bir sonucu olarak) kalplerini böyle mühürler.

A'raf-102. Onların çoğunda (vahye ve pey-gambere muhatap olmalarına rağmen, peygamberlerine) verdikleri söze (en ufak bir) bağlılık (emaresi) görmedik. Tam tersine, pek çoklarının (sözünde durmayan, ahlaksız ve) yoldan çıkmış kimseler olduğunu gördük.


22 Kasım 2025 Cumartesi

Kur'an Vicdan ve Akıl

          Dolayısıyla Kur'an esasen ve yalnızca tasviri değil, aynı zamanda kural koyucudur. Kur'an, eşya ve hadiseleri olgu ya da malumat olarak tanımlamaz; telkin edici kıssaları, çarpıcı benzetmeleri ve Tanrı'nın nasıl yarattığı ve tarihe nasıl müdahale ettiğiyle ilgili canlı tasvirleri, varlığı ve dünyadaki yerimizi görme biçimimizi değiştirmeyi amaçlar. Beşerî vicdanlarımızı, gerekçelendirilmiş bir iman ve erdeme dayalı bir hayat sürebilecek şekilde dönüştürmeye çalışır. 
           Vicdan uyanıp varlığın hakikatini dikkate almaya başladığında, her şey yerli yerine oturur ve aklımız, düşüncemiz, duyu organlarımız, görme, duyma, algılamamız ve ahlakî yargılarımız birbiriyle uyumlu hâle gelmeye başlar. Akıl ve rasyonellik bütünsel düşünce ve ahlakî anlayışın bu geniş bağlamında ortaya çıkar. Akıl, kendi başına, hakikatin bir ilkesi ve zemini olmaktan ziyade, dünyadaki varlığımızın ve gerçekliğe verdiğimiz beşerî cevabın geniş bağlamı içinde işlev görür.
İbrahim Kalın-Perde ve Mânâ

21 Kasım 2025 Cuma

şehrin ehemniyeti

Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
Lügat:
İhlâs: Samimiyetle, yalnız Allah rızası için yapmak.
Hodgâmlık: Bencillik, sadece kendi çıkarını gözetmek.
Tasannu: Yapmacıklık, samimiyetsiz davranış.
Riya: Gösteriş için, insanların görmesi amacıyla ibadet veya iyilik yapmak.
Hamiyet: Dava için gayret ve fedakârlık gösterme.
Fazilet: Ahlâklı, erdemli davranış.

örtü

Geceyi üstümüzde örtü kılan var.
Onun aşkına nice namaz kılan var.
Göze imkansızı mümkün kılan var.

Aşk için susuz yerde gemi yapan var.
O aşkla denizi ortadan ikiye yaran var.
Mağarayı örümcek ağıyla saran var.

Ey nefsim, bırak , hesap soran var.
Senin yüzünden nice yüzü solan var.
Unutma,bedbaht,ol deyince olan var.

Adilcan Yavaş

20 Kasım 2025 Perşembe

Mutluluk İçerdeyken Dışarıya Takılı Kalmak

       Dış daire… Evimizin yanındaki komşu, alt kattaki aile ya da hiç tanımadığımız insanların yaşam alanları. Farkında olmadan bu dış çevrelerin tutum ve alışkanlıkları, kendi dünyamızı etkilemeye başlar. Çünkü dışarıya bakarken yalnızca gözlem yapmayız; onların hayatlarına ölçütler biçmeye, hatta kendi hayatımızı onlara göre şekillendirmeye başlarız. Dış daire sadece gözle görülen eşyalarla sınırlı kalmaz; çoğu zaman bize ait olmayan, başkalarından gelen ruh halleri de sanki bizimmiş gibi yaşamımıza sızar ve iç huzurumuzu etkiler. Böylece, çoğu zaman gerçek mutluluğumuzun izini sürmeyi unuturuz.

        İnsan çoğu zaman mutluluğun, başka hayatlardaki veya başka evlerdeki eşyanın kendi evinde de bulunmasıyla geleceğini sanır. Bu yanılgı, dışarıda gördüklerinin kendi iç düzenini fark ettirmeden şekillendirmesine zemin hazırlar. Oysa insanın asıl kaybı, dışarıya bakarken kendi içinde olup bitenleri ihmal ettiğinde başlar. Yani dışarıdaki görüntü, kısa süreli bir tatmin hissi verse de asıl eksiklik içeridedir.

        Oysa mutluluk, sahip olduklarımızla değil, ruhun dinginliğiyle ilgilidir. Ruh huzursuz olduğunda, en sıradan mesele bile insanı yorar; hüzün, kırgınlık ve iç çatışma kaçınılmaz olur. Başkalarının evlerinde gördüğümüz imkânların bizde de olmasıyla mutluluğun geleceğini düşünmek ise kısa süren bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Çünkü dışarıdan alınan hiçbir şey, içeride oluşan boşluğu doldurmaz. Karşılanmamış duygular, aynı çatı altında yaşayan bireyleri bile birbirine yabancılaştırır. Dolayısıyla, asıl dengeyi bulabilmek için gözlerimizi dışarıdan içe çevirmeliyiz.

         Alimler sürekli olarak şunu hatırlatır: “Dışarıda olup bitenlere değil, kendi iç dünyamızda yaşananlara odaklanın.” Oysa dış dünyanın cazibesi insanı kolayca içten uzaklaştırır; biz çoğu zaman küçük bahanelerin arkasına saklanır ve sorumluluklarımızı geri plana atarız. Dikkatimizi dışa yöneltirken kendi evimizdeki düzeni ihmal ederiz.

           Peki insan aradığını gerçekten dışarıdan getirmiş olduğu şeylerde bulabilir mi? İç dünyası doyuma ulaşmamış birisi, zamanla kendi rolünü bile doğru konumlandıramaz. Başkalarından gelen, bize ait olmayan ruh halleri ve beklentiler, farkında olmadan iç dünyamızı doldurmaya çalışır; bu karmaşa ilişkilerin zayıflamasına ve bütünün dağılması için sessiz bir başlangıca dönüşür. Bu nedenle aradığımız tatminin kaynağını dışarıda değil, önce kendi içimizde bulmamız gerekir. Kişiyi yeniden toparlayan ise, kendi içindeki kişilerin o dışarıdaki kişilerle aynı kişiler olmadığı, aynı ruh haline sahip olmadığı bilincidir. Gerçek iyileşme, başkalarının hayatına öykünmekle değil, insanın kendi iç düzenini yeniden kurmasıyla başlar; çünkü iç huzur sağlandığında dış dünyanın etkisi de anlamını yitirir.

        Sonuç olarak insan, mutluluğun formülünü başka insanlar veya eşyalarda aramak yerine, Yüce Allah’ın buyurduğu şekilde ilahi bir kitaptan aramış olsa, mutluluğa ve huzura ulaşmış olur. Umarım bu şuurla yaşayabiliriz. Selam ve dua ile.

Osman Öztürk 

19 Kasım 2025 Çarşamba

Sezai Karakoç'tan Bir İbrahim Yorumu

Herkes İbrahim olmak ister,

Ama kimse de ateşe atılmak istemez,
Peki, "İbrahim olmak" ne demek? 
"Ateşin bir tarafından girip öbür tarafından çıkacaksın sapasağlam olarak.
Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende: İşte "İbrahim olmak" bu.

Sezai Karakoç

18 Kasım 2025 Salı

KENDİNİ ARAMAK

        Devam ederken hayat güneş yine sabah doğup akşam çekilirken, bir gün varlığının farkına vardı. Sürüklendiği selin üstünde gördü kendini. Uzaklara daldı. Ne çok şey yaşamıştı, ne de çok savruldu. Aslında küçükken başlamıştı her şey, herkes okula gitti o da takıldı herkesin peşine, orada herkes belli bir kıyafet giydi o da takip etti herkesi. Derken verileni okudu, gösterileni öğrendi… Böylece alıştı o ‘toplum’ denilen furyaya.

Sonra gördüğünü yaptı, dinlediğini haykırdı, öğrendiğini savundu. İnsanlara karıştı, geleneklere yapıştı, yeniliklere rastladı… Günler tekerrür etti, yıllar birbirini takip etti. İnsanlara yetişmekle ve çağa ayak uydurmakla meşguldü. Zaman durmuyor, sürekli değişiyordu, hayata geç kalmamalı ve her yere yetişmeliydi. Evet onsuz olmazdı gezmeler, piknikler, sosyal medyada yapılan etiketler… Her şeye ve her yere yetişmeliydi, çünkü öyle olmasa kabul edilmez yalnız kalırdı, yaşadığı toplumun kuralı oydu. Düşünmeden, sadece gördüğünü yapması yeterliydi. İşte suyun üstündeki o sürüklenen çer çöp gibiydi adeta. Hırçın dalgalara yön veremeyen, o dalgalarda boğulmamak için çırpınan, ama nereye de gittiğini bilmeden savrulan bir çer çöp… Kıyıya çekilmek ya da hoyrat dalgalara dayanan o heybetli ağaçlara tutunmak hiç aklına gelmedi. Kimse de hatırlatmadı, belki de o duymadı hatırlatanı.

Bir kitap mı okudu, bir düşünürü mü dinledi, bir söyleşiye mi katıldı, bir samimi cümle mi dokundu yüreğine bilmiyoruz ama hayattaki yerinin farkına vardı. Güzel veya çirkin, iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız… Bir yaşanmışlık vardı ve durduğu bir yer vardı hayatta. Aslında o bulunduğu yerin farkına varmakla başladı her şey. Varlığını, mevcudiyetini hissetti. Öncesini sonrasını, geçmişi geleceğini ve düşün(e)mediklerini düşündü. Ne de çok düşün(e)mediği şeyler varmış onu fark etti. Elini alışkanlıklarından çekti, yüreğini hodbinlikten…

Yeni bir nefesle yenilendi hayatı, hoyrat dalgalara inat hayata tutunan kökü sapasağlam, dalları göğe yükselen ağaçlara tutundu, dalgalar arasından kıyıya çıktı. Çer çöp oluşunun, mücadelesinin, varlığının farkındaydı. En önemli olay; kendisinin farkındaydı artık. Hayatı anlam kazanmış, asıl macera yeni başlamıştı.

Hayat, benliğinin farkına varıp kendini arama çabası değil miydi zaten. Kendini arayan bulur mu? Bilmem… Ama şunu çok duydum; “Bulanlar ancak arayanlardır…”

Amine UVAT-16 Haziran 2020

irrasyonalizminin(akıl-dışılığın) mantığı

           Açık seçik delillerin reddedildiği bir yerde akıl-dışılık norm hâline gelir. Burada karşımıza şu soru çıkar: İnsan bilerek ve isteyerek akıl-dışı olabilir mi? Bu elbette mümkündür. 
         Ama Sokrates'in hatırlattığı gibi insan bilerek yanlış yapmaz. Önce kendini yaptığı şeyin yanlış olmadığına ikna eder, ondan sonra o fiili işler. Hırsız, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bile bile çalmaz. Hırsızlığına çeşitli gerekçeler üretir (zenginlerin malında hakkım var, başka çarem yok, evimi geçindirmek zorundayım...) ve ondan sonra çalar. Hiçbir katil, adam öldürmenin kötü bir şey olduğunu bilerek cinayet işlemez. Cinayete gerekçeler üretir (nefs-i müdafaa için öldürdüm, öldürülmeyi hak etti, bana çok büyük bir kötülük yaptı...) ve ondan sonra öldürür. Bu tür durumlarda karşımıza çıkan düşünce şekli iyi, doğru ve güzel olanın yerine hırs, öfke, korku, çıkar, nefs gibi unsurları koyar.
        İnsanın kendiyle mücadelesi, bu ilkeler setinden hangisini kendine rehber edineceği ile ilgilidir. İç sesimizin tercüman olduğu vicdan, bu muhasebenin en yoğun yaşandığı yerdir.

İbrahim Kalın,Perde ve Mâna

özgürlük kavramı

             Özgürlük, tüm sınırların ve kuralların kaldırılması değil, aklın erdemle birlik-te kullanılmasıdır. 
                                  
                        "Emanuel Kant"

13 Kasım 2025 Perşembe

Saf Dünyalar ve Mahpus Ruhlar

   Saf dünyalar… Çocukların kirletilmemiş dünyası… Ya da çocuk ruhluların mı desem daha doğru olur? Saflık ve temizlik içlerinde hâkimken, birden bire çıkagelir şeytan ruhlu insanlar. Masum dünyalarını kirletirler; köşe başları da onların elindedir, kaçacak delik bırakmazlar. Her adımda, her köşede bir tuzak vardır; ruhun en narin köşelerine bile sinsice sızarlar. Ve insan, ne zaman nefes alacak bir boşluk arasa, o boşluğu hemen fark ederler.

      Halbuki tüm ısrarı, içine düşmüş olduğu mahpus tipli yerden kurtulmaktır insanın. O daracık iç âlemi, kimi zaman umutları gölgeler altında bıraksa da, insan yine de çırpınır; her çırpınış bir direniştir aslında. 

        Dünyanın her zemininde, her hâlde iyilere ihtiyaç vardır; dünyanın aydınlık yüzü olmaya… Allah’ın muhakkak bir hesabı vardır ve bu hesap, her karanlığın sonunda bir ışık bırakır. İnsan, bazen bu ışığı göremez ama hisseder; sessizce, içten gelen bir umutla ayakta kalır.Dünya denilen imtihan yerinin ağırlığı başka türlü anlaşılamaz çünkü. Yaşayıp gören bilir; her adım, her karar, ruhu sınayan bir imtihandır. Yoksa bütün olanlara karşı dimdik nasıl mücadele edilecek, nasıl yapılacak, bilemiyoruz.
       Her kötülüğün karşısında bir cesaret gerekir, her karanlığın önünde bir direniş… Ve işte tam o an, insan kendi içindeki gücü keşfeder. Kendi gölgesini, korkularını ve umutlarını bir arada görür; hepsi birbirine dokunur, hepsi birbirine güç verir.

Bazen düşündüğümde, bizimkisi belki zerre bile değilken, Hazreti Peygamber’in zamanında durum nasıldı, Allah bilir. Zayıf ruhlar için bir ışık, bir el, bir nefes gerek… Belki bir Hamza denk gelir; belki bir gün, zayıf ruhlara destek atabilecek, umut olabilecek biri… Ve bu umut, karanlık ne kadar derin olursa olsun, bir köşede hep var olacaktır.

Belki de her iyilik, küçük bir kıvılcım gibi başlar; görünmez ama yavaş yavaş çevresini aydınlatır. Ve insan, işte o kıvılcımı gördüğünde, dünya imtihanının ağırlığını biraz olsun hafiflemiş hisseder; bir nefes daha alır, dimdik durur ve çırpınmaya devam eder.
Osman Öztürk 

neyzen tevfik tespitler

"Ekmek herkese yetecekti aslında.
Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami. Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil."

7 Kasım 2025 Cuma

Bu Gidiş Nereye ?



Hayat çoğu zaman bir tekrar döngüsü gibi gelir; aynı hatalar, aynı şikayetler, aynı yalnızlık… Bu metin, o döngüyü fark edip, içsel farkındalık ve kabullenmeyle özgürlüğe nasıl ulaşabileceğimizi sorgulayan bir yolculuktur.

İnsan, yetersizlik duygusu altında ezildiğinde, kendi iç dünyasını giderek daraltır. Sürekli ettiği şikayetler, kendisine kısacık bir rahatlama verir. Ama bu bir gerçek çözüm değildir. Bu durumda kişi, kendi içine kapanır ve giderek yalnızlaşır. Peki, bu fasit döngü nereye kadar sürecek? Belki de özgürlük, şikayet etmeyi bırakıp içsel farkındalıkla ve kabullenmeyle başlar.

Bir insan düşünün; dar dünyasında mutlu olabildiği şeylerin sayısı pek az olsun. Maddi yetersizlik ruhunu da esir alsın; sonunda geriye ruhsuz bir beden kalsın. Hep sorgular dururum; bu mevzuyu, bu yıkıntıları, bu kaosu neden yaşıyoruz? Acaba mutluluk, Yaratan’ın isteklerine uygun bir yaşamda gizli değil midir? İnsanların bu kadar mutsuz olmasının sebebi, yaratılışlarını ve fıtratlarını inkâr etmeleri değil midir? Kendi kanaatimce, ortalama insanın problemlerinin kökeninde, vazifeli olduğu Allah’ı tanımaktan vazgeçmesi yatar diyebilirim.

Mutlu olabilmek, sürekli bir sorgulama gerektirir. Halbuki asıl huzur, Yaratıcı ile bağ kurabilmekten ve O’nun dediklerini anlayabilmekten geçer. Kişi, freni boşalmış bir kamyon gibi bodoslama ilerlerken, aklıma Tekvir Suresi 26. ayeti gelir: “Bu gidiş nereye?”

Halbuki, senden aldıkları, manevi dünyanla maddi dünyan arasındaki perdelerin sayısını azaltmaya yönelik idi.

Bunu görebilenlerden olmak dileğiyle…
Selam ve dua ile kalın.
Osman Öztürk

yitik kelime



Yitik kelimeyi arıyorum,
Durmadan...
Kaybettiğim zamanın
Telafi yollarını.

Ne zaman,
Nerede,
Ne için?..
Sorular, sorular...
Beyin yakan.

İçinde kaybettiklerim gizli;
Sırlarım, aşklarım, heyecanlarım...
Bir yitik kelime arıyorum,
Mazide asılı.

Belki de bir gün,
Aramayı bıraktığım o an,
Tevafuken çıkagelir karşıma;
Geldiğinin bile
Farkına varamadan.

Osman Öztürk 

6 Kasım 2025 Perşembe

çaycı


Çaycı bir çay ver
Orta demlikden olsun
Ne açık ne koyu normal olsun
İçelim derdimize ortak olsun
Bir çay daha ver aynı demlikden olsun

(Yusuf Güler)

Gençliğe Hitabe-NFK

 "Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakk'a inanan; meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakk'ındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...

Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardıcı olamzsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" ; Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dörmüş ailesi ailesi, ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecekdestanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarat
tığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım.

Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!

Allahın selâmı üzerine olsun!"

5 Kasım 2025 Çarşamba

iman

"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu; ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu; ihlás sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar."

4 Kasım 2025 Salı

Bir Kurtuluştur Ölüm


bir kurtuluştur ölüm
sabretmenin sonunda vardığın son nokta

her seferinde denilmez mi
hesabın sorulacağı o gün karşılaşmak
her şeyin içinden geçmek

ölüm gelmeden öldürebilmek
heveslerini,aşklarını, heyecanlarını...

bir kurtuluştur
miskinlerin bıkkınlığı
maşukların kavuştuğu
zorlukların kolaylaştığı...

Ve, işte o zaman anlarsın
yaşamak denen o ağır ve ıslak illetin
içinde sürüklenirken
kıyıyı görmenin huzurunu

bir nefestir, sonunda ciğerlerine dolan
Yemyeşil ormanların ortasında
içine çektiğin saf oksijen gibi

bir teslimdir
nihayet kıpırdamadan durabilmek
rüzgarın önündeki yaprak olmaktan
usulca vazgeçiş

ve sen
artık bir hiç ya da her şey
iki adım ötedeki o büyük sırrın ta kendisi

bir kurtuluştur ölüm
belki de
yaşadığını
son kez
gerçekten hissedebilmek...

Osman Öztürk 

3 Kasım 2025 Pazartesi

Bir soru

        Hangisini tercih etmezsin? 

  • doğruyu yapmamayı mı?
  • Yanlışı yapmamayı mı? 

2 Kasım 2025 Pazar

29 Ekim 2025 Çarşamba

Hayber'den Gazze'ye Bir Strateji

Hayber kalelerine sığınan yahudiler yiyecek ve içecek stokları ile PEYGAMBER EFENDİMİZİN gitmesini bekliyordu.
Hayber kaleleri sağlam, yüksek bir yerdeydi.
Ok atsan sana geri dönüyordu
Taş atsan yetişmiyordu
Bağırsan sesin yetişmezdi
Hayber yıkılmıyordu.
Hayber fethedilmiyordu.
Günlerce bekledi İslam ordusu.
Ama yahudiler kalelerden çıkmıyordu.
Müslümanların stoğu tükenmek üzere, moralleri bitmek üzereydi.
Günlerce beklediler. Ama nafile!

Bu uzun bekleyişten sonra PEYGAMBER EFENDİMİZ bir strateji geliştirdi.
Hurma ağaçları kesilecekti.
Hayber Yahudilerinin ekonomisi birer birer kesilecekti.
Servetleri devrilecekti.
Gelecekleri köklerinden kazınacaktı.
Zira yahudi için para, servet,zenginlik herşeydi.
Ağaçlar kesildikçe yahudiler kahroluyordu
Ağaçlar kesildikten sonra burada kalmanın da bir anlamı kalmayacaktı.
Anlaşma yoluna gittiler ve taşıyabilecekleri kadar yükle Yahudilerin başkenti Hayberi terk edeceklerdi.

Sen de Hayber savaşına katılmak istiyorsan bir ağaç da sen kes!
Sen de bugün sövsen sesin yahudiye ulaşmaz!
Taş atsan İsraile ulaşmaz!
Ok atsan Telavive yetişmez.
Ama sen de PEYGAMBER EFENDİMİZİN stratejisini yapabilirsin!
Al eline baltayı kes Yahudilerin ağaçlarını!
Nasıl mı?

Hayber savaşına katılmak istiyor musun?
Evine giren her yahudi malı bir ağaçtır.
Kullandığın her yahudi malı deterjan bir ağaçtır.
İçtiğin her kola bir ağaçtır.
İçtiğin her yahudi malı sular bir ağaçtır.
Kolalar, pepsiler, fantalar, damlalar, hacı şakirler, ariel matikler, Algidalar, Max, Danoneler birer ağaçtır.
Öyleyse al eline boykot baltasını kes Yahudilerin ağaçlarını!

"Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa mutlaka karşılığını bulur" buyuruyor RABBİMİZ!

YAHUDİ SİYONİST ÜRÜNLERE HAYIR.

insanoğlunun zayıflığı üzerine

İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.
(9. söz 5. nükte)

27 Ekim 2025 Pazartesi

doğru

“Doğruyu susturmak, yalanı konuşturmaktır.”      
                            İmam-ı Şafii 

veciz bir sözle nötr insanın tarifi

Sadece yanlıştan kaçan insan, iyiliği “bekleyen” insandır.

uhuvvet-kardeşlik üzerine bir yazı

Uhuvvet Risalesi

Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et… onun ref‘ine çalış.
Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-yı nefsine adâvet et, ıslahına çalış.
O muzır nefsin hatırı için, müminlere adâvet etme.
Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur… onlara adâvet et!..

Evet nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbetle lâyıktır; öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.
Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.
Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen, husûmet tezâyüd eder.
Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idâme eder.
Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

26 Ekim 2025 Pazar

Ali Fuat Başgil'den tespitler


Ali Fuat  Başgil Diyor ki

Kanaatim şudur ki, biz Türkleri, gerek fert ve gerek cemiyet olarak, Garplılardan ayıran ne zekâ, ne kabiliyet, hatta ne de çalışkanlıktır. Kudret eli, Türke, terakinin temel şartı olan bu üç nimeti bol bol ihsan etmiştir. Daima söylediğim gibi biz Türkler, yeryüzünün en zeki en kabiliyetli milletlerinden biriyiz. Bununla beraber, yüz elli seneden beri ilerlemiyor, bocalıyoruz.

O halde başka bir eksiğimiz var. İlerlemeye engel olan illete maluluz. İşte bu eksiğimiz ve bu illetimiz, tenkide tahammülsüzlüğümüz, hür fikre karşı düşmanlığımız, bir kelime ile taassubumuzdur. Bu illetimiz kah dini, kah laik, kah siyasi, kah içtimai, çeşitli şekillerde depreşmekte ve bizim enerji kaynaklarımızı tüketip kurutmaktadır. Onun için biz de yüksek tefekkür hayatı doğmuyor, yüksek ilim ve mütefekkir yetişmiyor. İlim ve fikir adamları cemiyet yolunu aydınlatan ışıklardır. Hür fikre ve yaratıcı tenkide tahammül gösteremeyen cemiyetlerde bu adamlar yetişmez. İlim ve fikir adamlarının hakaret gördüğü memleketlerde bu adamlar siner, her biri kendi kabuğuna çekilir. Nihayet bilgileri ile birlikte mezara gömülür. Bundan cemiyet ve insanlık zarar görür. 

Şarkta ve Garpta, hemen bütün dünya milletlerini tanıdım. Kendi milletimi de gayet iyi tanırım Bütün bu tanıdıklarım arasında en müsamahasız, maalesef kanaate karşı en merhametsiz, hülasa en mutaassıp, maalesef biz Türkleriz. Moda fikirlere en çok ve en erken de katılan biziz. Ve kapıldığımız fikrin neticeleri gözler önüne serilmiş birer felakette olsa, taasup da devam ederiz. İşte bunun için ilerleyemiyoruz.

Fikirden korkmayınız. Emin olunuz ki yeryüzünde zararlı tek fikir, tenkit süzgecinden geçmeyendir. Tahammül ve müsamaha gösteriniz. Kabul ediniz ki sizden başka ve belki daha iyi düşünenler vardır. Müsaade ediniz fikirler serbestçe münakaşa edilsin, yaratıcı tenkit rolünü serbestçe oynasın. Fikirler çarpışsın, çürükleri dökülsün, sağlamları millet hayatı için birer rehber olsun. İlim, terakki, medeniyet bundan doğar.

(İlmin Işığında Günün Meseleleri Yağmur Yayınları 2 baskı shf 255-256

Benlik

Bilgisayarımın ekranından hikmetli sözler kervanı geçiyor gün boyu. Kiminle konuşsam erdemli… Ekrana çıkan herkes insanlığın zirvesinden hitap ediyor topluma. 

Kendini eleştirebilen, ne kadar kötü bir insan olduğunu söyleyen bir Allah’ın kulu yok etrafta. Kötüler, hep tanıdıklarımızın tanıdıkları oluyor her ne hikmetse. 

Kusurumuz yüzümüze söylendiğinde depresyona giriyor, eleştiri okları bize değince zıvanadan çıkıyoruz. Hep mükemmel insanı oynuyoruz. Rolümüzü unuttuğumuz satırlarda ümitsizce bir suflör arıyoruz çevremizde. 

Bulmakta da pek zorlanmıyoruz. Bir kitapçının rafından, bir seminer salonundan ya da bir reklam panosundan “Sen mükemmelsin,” diye fısıldıyorlar kulağımıza hemen. Ve oyuna devam ediyoruz. 

İş mülakatlarında “En zayıf yanınız nedir?” sorusuna, “Mükemmeliyetçi bir yapım var,” diye cevap veriyoruz. Kendimizle ilgili en olumsuz cümlemiz bile, Türkçe’nin en olumlu kelimelerinden bir tanesiyle kuruluyor. 

Sıfatlar hep olumlu, zaafların öznesi hep


 gizli… 

Uçsuz bucaksız bir podyumda, en ideal halimizle hayata poz veriyoruz sürekli. Kameralara makyajsız yakalanmaktan korkan ünlüler gibiyiz. 

Birkaç yüz gram hafiflemek için koşu bandından inmiyor, ara öğünlerde kepekli bisküvi yiyoruz. Ama iltifata doymak bilmeyen obez benliğimize bir egzersiz programı yapmak hiç birimizin aklına gelmiyor. Egomuz şiştikçe, maneviyatımız zafiyet geçiriyor. Ve kişiliğimiz her geçen gün daha da zayıflıyor.

Tıpkı mideye takılan kelepçeler gibi, ruhumuza takılan kelepçeyle düşünceye olan açlığımızı hissedemiyoruz. 

Eylemlerimiz düşünceyi kuşatmış. Abur cubur kaynaklardan beslenen tıka basa dolu zihinlerimize varoluş düşüncesi bir an bile sızmasın diye her an bir şey yapmaya çalışıyoruz. At biniyoruz, tenis oynuyoruz, partilere katılıyoruz. Ama beynimizde narkoz etkisi oluşturan tüm boş zaman etkinlikleri ruhumuzda açılan boşlukları değil sadece zamanı dolduruyor.

Bir şeyleri kovaladığımızı zannediyoruz belki ama hep bir kaçış halindeyiz. Nefes nefese kaçıyoruz. 

Bir gün nefesler tükenecek ve yakalanacağız. Biliyoruz. 

Ama yine de oyuna devam ediyoruz.

özdeyiş

Ortaya koymadığın bir davranışı beklentiye dönüştüremezsin...

pahalılık üstüne

1960’ larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır...

"Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar... 

"Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir... 

"Halk büyük âlimlerden olan Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin yanına gelip bu durumu şikayet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar... 

"Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar...

"Kandehlevî onlara şu önemli nasihati yapar ve derki: 

"İnsanlar ve eşyalar Allah katında iki elin iki terazisinin kefesi gibidir... 

"Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar ama eğer Allah katında insanın değerini düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri de azalıp fiyatlarda düşsün...

 "Sonra halka dönüp şu Ayeti bu söylediğine delil olarak okur:
 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

"Eğer o şehirlerin halkı (hakkıyla) iman edip takva sahibi olsalardı muhakkak onlar üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık...

tespitler



      Kadın olsun, erkek olsun; İslami duyarlılığı olduğunu iddia eden birçok kişide ciddi sapmalar görüyorum. Tesettürü yalnızca başını kapatmakla sınırlı görenlerde, tesettüre layık vakur bir duruş olmuyor. 
      “Şark kurnazı” denilen bir anlayış yayılmış durumda. Her şeyi kendi menfaati için kullanan, başkasının hakkını önemsemeyen bir yapı... Bu hastalık, toplumun en altından en üst kademesine kadar sirayet etmiş durumda.Bu gidişle; bundan sonraki süreçte daha iyiye evrileceğimizi de pek düşünmüyorum.

Toplumsal kirliliğin temelinde, kötülüğün kötü olduğunu bilmesine rağmen onu bahane eden bir anlayış yatıyor. Başkalarının yanlışlarını kendine gerekçe yapan bir insan tipi oluştu. Bu durum, Allah’ın başımıza musallat ettiği “şirretli insan” tipinin artmasına neden oluyor.

Bugün Gazze’de bir grup mücahit, zulme karşı direniyor. Ancak dünya üzerinde iki milyar olduğu söylenen Müslümanlar, etkisiz bir kitleye dönüşmüş durumda. Dünya nüfusunun dörtte birine sahip olmalarına rağmen, sanki sağılmak için bekleyen inekler gibiler.

Kur’an’ın manasından çok şekline bakan, onu sadece okumaya indirgemiş bir topluluk haline geldik. Oysa Allah’ı anlamaya ve tanımaya gayret edenler, az bilgileriyle bile sahabe gibi olurdu. “Az bilgim olsun ama gayretim olsun.” diyebilselerdi, bugün çok farklı bir yerde olurduk.

Yine de bazen öyle nüveler gösteriyor ki Allah, “Bu iş olacak.” dedirtiyor insana. Sahabeler arasında bile daha dün bedevi olan, kalbi taş gibi adamlar vardı; ama bir de baktınız ki, karıncayı dahi incitemeyecek kadar yumuşadılar. Bu, Allah’ın lütfu ilahisinden başka bir şey değildir.


---

Dua ile

Allah bizleri de sahabe-i kiramın gitmiş olduğu o kutlu yola dahil etsin. Âmin.

Osman Öztürk 

14 Eylül 2025 Pazar

mutluluk sırrı

“Mutlu olabilmek, sürekli bir sorgulama gerektirir. Halbuki asıl huzur, Yaratıcı ile bağ kurabilmekten ve O’nun dediklerini anlayabilmekten geçer.”

10 Eylül 2025 Çarşamba

sınav hazırlık öğrencilerine bir not

 senden daha yüksek hedefi olmayan arkadaşların varsa seni motivasyon olarak aşağı çekerler.

#motivasyon

6 Eylül 2025 Cumartesi

Beklenen şiiri

 BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

NECİP FAZIL KISAKÜREK

istemem

 

*istemem*

istemem seni
ve istemem
benim olmayan güneşi
istemem ayı
ve istemem
beni istemeyen dünyayı

HAYAT


Hayat;acı ve gerçek karışımı bir bileşik;
Hayat; bazen tek düze ,gayet basit varlık,
Bazen mart ayında kedilerin çiftleşme dönemi kadar hayvani,
Bazen yüce bir alemi içinde barındıracak kadar şahane ve muhteşem.
Hayat ; bir kişiye hayatını bağışlayabileceğin kadar bağlayıcı,
Bir kişiyi öldürebilecek kadar kindar ve adavet dolu.
Hayat ; sevmek bazen bir kişiyi ,
Bazen onun için gözyaşı dökmek ,
Bazen gözyaşlarını içine dökmektir.
Hayat ;bir bağlılık yaşama ;
Canı çıkıncaya dek tutunmak ve savaş vermek nizama.
Hayat;bir dava bir savaş bazen,
Uğrunda ölünesi,
Avazı çıktığı kadar bağırmak davam!!! diye,
Hayat;bazen bir askerlik hudutta,bir nöbetçi sınırda,
Elinde silahı;
Görevi beklemek; gözünü kırpmadan vatanı.
Ve ; bazen bir istirahattir hayat;
Önce doktordan alınan,
Sonra Başhekimin emriyle Azrail’den alınan reçete…
26/12/2004 VAN – ÖZALP II.HUDUT TABURU

5 Eylül 2025 Cuma

gaflet

 “Şu yaşadığımız hayat, bir gaflet perdesi ardında oynanan sahnelerden oluşan büyük bir tiyatroya benzer. 

Her perde, insanın görmezden geldiği ya da sakladığı başka bir günahı barındırır. 

Şanslı olan, kişi karşılaştığı durumların gücüne dayanabilir; ama gücü yetmediğinde, buhranlar içinde kaybolur, acizlik hislerine sarılır. 

İçinde fırtınalar koparken, sanki ruhu görünmez zincirlerle bağlanmış gibidir. 

Peki, bu perdenin arkasında ne saklıdır? 

Ve biz insanoğlu bu tiyatronun hangi rolünde oynuyoruz?”

Osman Öztürk 

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...