30 Kasım 2025 Pazar
Ayetlerden Bela ve Musibetteki Hikmet
22 Kasım 2025 Cumartesi
Kur'an Vicdan ve Akıl
21 Kasım 2025 Cuma
şehrin ehemniyeti
örtü
20 Kasım 2025 Perşembe
Mutluluk İçerdeyken Dışarıya Takılı Kalmak
19 Kasım 2025 Çarşamba
Sezai Karakoç'tan Bir İbrahim Yorumu
18 Kasım 2025 Salı
KENDİNİ ARAMAK
irrasyonalizminin(akıl-dışılığın) mantığı
özgürlük kavramı
13 Kasım 2025 Perşembe
Saf Dünyalar ve Mahpus Ruhlar
neyzen tevfik tespitler
7 Kasım 2025 Cuma
Bu Gidiş Nereye ?
Hayat çoğu zaman bir tekrar döngüsü gibi gelir; aynı hatalar, aynı şikayetler, aynı yalnızlık… Bu metin, o döngüyü fark edip, içsel farkındalık ve kabullenmeyle özgürlüğe nasıl ulaşabileceğimizi sorgulayan bir yolculuktur.
İnsan, yetersizlik duygusu altında ezildiğinde, kendi iç dünyasını giderek daraltır. Sürekli ettiği şikayetler, kendisine kısacık bir rahatlama verir. Ama bu bir gerçek çözüm değildir. Bu durumda kişi, kendi içine kapanır ve giderek yalnızlaşır. Peki, bu fasit döngü nereye kadar sürecek? Belki de özgürlük, şikayet etmeyi bırakıp içsel farkındalıkla ve kabullenmeyle başlar.
Bir insan düşünün; dar dünyasında mutlu olabildiği şeylerin sayısı pek az olsun. Maddi yetersizlik ruhunu da esir alsın; sonunda geriye ruhsuz bir beden kalsın. Hep sorgular dururum; bu mevzuyu, bu yıkıntıları, bu kaosu neden yaşıyoruz? Acaba mutluluk, Yaratan’ın isteklerine uygun bir yaşamda gizli değil midir? İnsanların bu kadar mutsuz olmasının sebebi, yaratılışlarını ve fıtratlarını inkâr etmeleri değil midir? Kendi kanaatimce, ortalama insanın problemlerinin kökeninde, vazifeli olduğu Allah’ı tanımaktan vazgeçmesi yatar diyebilirim.
Mutlu olabilmek, sürekli bir sorgulama gerektirir. Halbuki asıl huzur, Yaratıcı ile bağ kurabilmekten ve O’nun dediklerini anlayabilmekten geçer. Kişi, freni boşalmış bir kamyon gibi bodoslama ilerlerken, aklıma Tekvir Suresi 26. ayeti gelir: “Bu gidiş nereye?”
Halbuki, senden aldıkları, manevi dünyanla maddi dünyan arasındaki perdelerin sayısını azaltmaya yönelik idi.
Bunu görebilenlerden olmak dileğiyle…
Selam ve dua ile kalın.
yitik kelime
6 Kasım 2025 Perşembe
çaycı
Gençliğe Hitabe-NFK
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakk'a inanan; meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakk'ındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardıcı olamzsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" ; Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dörmüş ailesi ailesi, ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecekdestanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarat
tığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...
Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!
Allahın selâmı üzerine olsun!"
5 Kasım 2025 Çarşamba
iman
4 Kasım 2025 Salı
Bir Kurtuluştur Ölüm
3 Kasım 2025 Pazartesi
2 Kasım 2025 Pazar
Son Yazı
Renklerin Dili
Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...
-
Korkular… İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içinin bir yerinde sakladığı o sessiz sırlar. Bunlar bazen vesvese olur, bazen de karanlı...
-
Yaşadığımız hayatta başımıza gelenleri anlamlandıramamanın, o belirsizlik denizinde boğulmanın adıdır imtihan. Anlam kazanmış, kalbe dokun...
-
Sevginin, hüznün ve yanılgılarımızın sonsuza dek süreceği algısı, bizi büyük bir kandırmacanın içerisine çekiyor. Zamana yenik düşen duygul...
