Kayıtlar

Kasım, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ayetlerden Bela ve Musibetteki Hikmet

A'raf-94. (Bütün bu kıssalardan alınacak derse gelince, ey insan! Adına musibet de-diğiniz şeyler bile, bizim rahmetimizin farklı bir tecellisidir.) Biz hangi ülkeye (rahmetimizin müjdecisi olarak) bir peygamber gönderdiysek, o (peygamberi yalanlayan, refahla şımaran, verilen nimetlere nankörlük eden) ülke halkını, yalvarıp yakarsınlar (âciz ve fakir olduklarını anlasınlar, bir üstünlük hastalığı olan kibirlerinden arınsınlar ve bütün bunların sonucunda gaflet uykusundan uyansınlar) diye mutlaka (ekonomik kriz ve bu krizin sonuçları olan) yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır. A'raf-95. Sonra (arkadan gelen nesiller geç-mişte yaşananlardan ders alınca) kötülüğün (sıkıntının ve darlığın) yerine, iyilik (bolluk ve bereket) getirdik. Nihayet (aradan biraz zaman geçti. Sayıca) çoğaldılar (geniş imkânlara kavuştular) ve (yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak) "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı (demek ki, bu olaylar ilahî bir uyarı, imtihan veya ceza değil. Tamame...

Kur'an Vicdan ve Akıl

          Dolayısıyla Kur'an esasen ve yalnızca tasviri değil, aynı zamanda kural koyucudur. Kur'an, eşya ve hadiseleri olgu ya da malumat olarak tanımlamaz; telkin edici kıssaları, çarpıcı benzetmeleri ve Tanrı'nın nasıl yarattığı ve tarihe nasıl müdahale ettiğiyle ilgili canlı tasvirleri, varlığı ve dünyadaki yerimizi görme biçimimizi değiştirmeyi amaçlar. Beşerî vicdanlarımızı, gerekçelendirilmiş bir iman ve erdeme dayalı bir hayat sürebilecek şekilde dönüştürmeye çalışır.             Vicdan uyanıp varlığın hakikatini dikkate almaya başladığında, her şey yerli yerine oturur ve aklımız, düşüncemiz, duyu organlarımız, görme, duyma, algılamamız ve ahlakî yargılarımız birbiriyle uyumlu hâle gelmeye başlar. Akıl ve rasyonellik bütünsel düşünce ve ahlakî anlayışın bu geniş bağlamında ortaya çıkar. Akıl, kendi başına, hakikatin bir ilkesi ve zemini olmaktan ziyade, dünyadaki varlığımızın ve gerçekliğe verdiğimiz beşerî cevabın geni...

şehrin ehemniyeti

Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Lügat: İhlâs: Samimiyetle, yalnız Allah rızası için yapmak. Hodgâmlık: Bencillik, sadece kendi çıkarını gözetmek. Tasannu: Yapmacıklık, samimiyetsiz davranış. Riya: Gösteriş için, insanların görmesi amacıyla ibadet veya iyilik yapmak. Hamiyet: Dava için gayret ve fedakârlık gösterme. Fazilet: Ahlâklı, erdemli davranış.

örtü

Geceyi üstümüzde örtü kılan var. Onun aşkına nice namaz kılan var. Göze imkansızı mümkün kılan var. Aşk için susuz yerde gemi yapan var. O aşkla denizi ortadan ikiye yaran var. Mağarayı örümcek ağıyla saran var. Ey nefsim, bırak , hesap soran var. Senin yüzünden nice yüzü solan var. Unutma,bedbaht,ol deyince olan var. Adilcan Yavaş

Mutluluk İçerdeyken Dışarıya Takılı Kalmak

       Dış daire… Evimizin yanındaki komşu, alt kattaki aile ya da hiç tanımadığımız insanların yaşam alanları. Farkında olmadan bu dış çevrelerin tutum ve alışkanlıkları, kendi dünyamızı etkilemeye başlar. Çünkü dışarıya bakarken yalnızca gözlem yapmayız; onların hayatlarına ölçütler biçmeye, hatta kendi hayatımızı onlara göre şekillendirmeye başlarız. Dış daire sadece gözle görülen eşyalarla sınırlı kalmaz; çoğu zaman bize ait olmayan, başkalarından gelen ruh halleri de sanki bizimmiş gibi yaşamımıza sızar ve iç huzurumuzu etkiler. Böylece, çoğu zaman gerçek mutluluğumuzun izini sürmeyi unuturuz.         İnsan çoğu zaman mutluluğun, başka hayatlardaki veya başka evlerdeki eşyanın kendi evinde de bulunmasıyla geleceğini sanır. Bu yanılgı, dışarıda gördüklerinin kendi iç düzenini fark ettirmeden şekillendirmesine zemin hazırlar. Oysa insanın asıl kaybı, dışarıya bakarken kendi içinde olup bitenleri ihmal ettiğinde başlar. Yani dışarıdaki görüntü, ...

Sezai Karakoç'tan Bir İbrahim Yorumu

Herkes İbrahim olmak ister, Ama kimse de ateşe atılmak istemez, Peki, "İbrahim olmak" ne demek?  "Ateşin bir tarafından girip öbür tarafından çıkacaksın sapasağlam olarak. Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende: İşte "İbrahim olmak" bu. Sezai Karakoç

KENDİNİ ARAMAK

        Devam ederken hayat güneş yine sabah doğup akşam çekilirken, bir gün varlığının farkına vardı. Sürüklendiği selin üstünde gördü kendini. Uzaklara daldı. Ne çok şey yaşamıştı, ne de çok savruldu. Aslında küçükken başlamıştı her şey, herkes okula gitti o da takıldı herkesin peşine, orada herkes belli bir kıyafet giydi o da takip etti herkesi. Derken verileni okudu, gösterileni öğrendi… Böylece alıştı o ‘toplum’ denilen furyaya. Sonra gördüğünü yaptı, dinlediğini haykırdı, öğrendiğini savundu. İnsanlara karıştı, geleneklere yapıştı, yeniliklere rastladı… Günler tekerrür etti, yıllar birbirini takip etti. İnsanlara yetişmekle ve çağa ayak uydurmakla meşguldü. Zaman durmuyor, sürekli değişiyordu, hayata geç kalmamalı ve her yere yetişmeliydi. Evet onsuz olmazdı gezmeler, piknikler, sosyal medyada yapılan etiketler… Her şeye ve her yere yetişmeliydi, çünkü öyle olmasa kabul edilmez yalnız kalırdı, yaşadığı toplumun kuralı oydu. Düşünmeden, sadece gördüğünü yapması ...

irrasyonalizminin(akıl-dışılığın) mantığı

           Açık seçik delillerin reddedildiği bir yerde akıl-dışılık norm hâline gelir. Burada karşımıza şu soru çıkar: İnsan bilerek ve isteyerek akıl-dışı olabilir mi? Bu elbette mümkündür.           Ama Sokrates'in hatırlattığı gibi insan bilerek yanlış yapmaz. Önce kendini yaptığı şeyin yanlış olmadığına ikna eder, ondan sonra o fiili işler. Hırsız, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bile bile çalmaz. Hırsızlığına çeşitli gerekçeler üretir (zenginlerin malında hakkım var, başka çarem yok, evimi geçindirmek zorundayım...) ve ondan sonra çalar. Hiçbir katil, adam öldürmenin kötü bir şey olduğunu bilerek cinayet işlemez. Cinayete gerekçeler üretir (nefs-i müdafaa için öldürdüm, öldürülmeyi hak etti, bana çok büyük bir kötülük yaptı...) ve ondan sonra öldürür. Bu tür durumlarda karşımıza çıkan düşünce şekli iyi, doğru ve güzel olanın yerine hırs, öfke, korku, çıkar, nefs gibi unsurları koyar.         İnsanın ...

özgürlük kavramı

             Özgürlük, tüm sınırların ve kuralların kaldırılması değil, aklın erdemle birlik-te kullanılmasıdır.                                                             "Emanuel Kant"

Saf Dünyalar ve Mahpus Ruhlar

   Saf dünyalar… Çocukların kirletilmemiş dünyası… Ya da çocuk ruhluların mı desem daha doğru olur? Saflık ve temizlik içlerinde hâkimken, birden bire çıkagelir şeytan ruhlu insanlar. Masum dünyalarını kirletirler; köşe başları da onların elindedir, kaçacak delik bırakmazlar. Her adımda, her köşede bir tuzak vardır; ruhun en narin köşelerine bile sinsice sızarlar. Ve insan, ne zaman nefes alacak bir boşluk arasa, o boşluğu hemen  fark ederler.       Halbuki tüm ısrarı, içine düşmüş olduğu mahpus tipli yerden kurtulmaktır insanın. O daracık iç âlemi, kimi zaman umutları gölgeler altında bıraksa da, insan yine de çırpınır; her çırpınış bir direniştir aslında.          Dünyanın her zemininde, her hâlde iyilere ihtiyaç vardır; dünyanın aydınlık yüzü olmaya… Allah’ın muhakkak bir hesabı vardır ve bu hesap, her karanlığın sonunda bir ışık bırakır. İnsan, bazen bu ışığı göremez ama hisseder; sessizce, içten gelen bir umutla ayakta kalır. D...

neyzen tevfik tespitler

"Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami. Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil."

Bu Gidiş Nereye ?

Hayat çoğu zaman bir tekrar döngüsü gibi gelir; aynı hatalar, aynı şikayetler, aynı yalnızlık… Bu metin, o döngüyü fark edip, içsel farkındalık ve kabullenmeyle özgürlüğe nasıl ulaşabileceğimizi sorgulayan bir yolculuktur. İnsan, yetersizlik duygusu altında ezildiğinde, kendi iç dünyasını giderek daraltır. Sürekli ettiği şikayetler, kendisine kısacık bir rahatlama verir. Ama bu bir gerçek çözüm değildir. Bu durumda kişi, kendi içine kapanır ve giderek yalnızlaşır. Peki, bu fasit döngü nereye kadar sürecek? Belki de özgürlük, şikayet etmeyi bırakıp içsel farkındalıkla ve kabullenmeyle başlar. Bir insan düşünün; dar dünyasında mutlu olabildiği şeylerin sayısı pek az olsun. Maddi yetersizlik ruhunu da esir alsın; sonunda geriye ruhsuz bir beden kalsın. Hep sorgular dururum; bu mevzuyu, bu yıkıntıları, bu kaosu neden yaşıyoruz? Acaba mutluluk, Yaratan’ın isteklerine uygun bir yaşamda gizli değil midir? İnsanların bu kadar mutsuz olmasının sebebi, yaratılışlarını ve fıtratlarını inkâr etm...

yitik kelime

Yitik kelimeyi arıyorum, Durmadan... Kaybettiğim zamanın Telafi yollarını. Ne zaman, Nerede, Ne için?.. Sorular, sorular... Beyin yakan. İçinde kaybettiklerim gizli; Sırlarım, aşklarım, heyecanlarım... Bir yitik kelime arıyorum, Mazide asılı. Belki de bir gün, Aramayı bıraktığım o an, Tevafuken çıkagelir karşıma; Geldiğinin bile Farkına varamadan. Osman Öztürk 

çaycı

Çaycı bir çay ver Orta demlikden olsun Ne açık ne koyu normal olsun İçelim derdimize ortak olsun Bir çay daha ver aynı demlikden olsun (Yusuf Güler)

Gençliğe Hitabe-NFK

Resim
  "Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk'ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dinin...

iman

"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu; ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu; ihlás sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar."

Bir Kurtuluştur Ölüm

bir kurtuluştur ölüm sabretmenin sonunda vardığın son nokta her seferinde denilmez mi hesabın sorulacağı o gün karşılaşmak her şeyin içinden geçmek ölüm gelmeden öldürebilmek heveslerini,aşklarını, heyecanlarını... bir kurtuluştur miskinlerin bıkkınlığı maşukların kavuştuğu zorlukların kolaylaştığı... Ve,  işte o zaman anlarsın yaşamak denen o ağır ve ıslak illetin içinde sürüklenirken kıyıyı görmenin huzurunu bir nefestir, sonunda ciğerlerine dolan Yemyeşil ormanların ortasında içine çektiğin saf oksijen gibi bir teslimdir nihayet kıpırdamadan durabilmek rüzgarın önündeki yaprak olmaktan usulca vazgeçiş ve sen artık bir hiç ya da her şey iki adım ötedeki o büyük sırrın ta kendisi bir kurtuluştur ölüm belki de yaşadığını son kez gerçekten hissedebilmek... Osman Öztürk 

Bir soru

         Hangisini tercih etmezsin?  doğruyu yapmamayı mı? Yanlışı yapmamayı mı? 

dava bilinci

"Davalar acılar içinde doğar, refah içinde ölür."  Aliya İzzetbegoviç