Siyah, beyaz ve kırmızı…
Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli.
Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir.
Sevebilen insanın ruhunda mutlaka bir kırmızı vardır. Çünkü kırmızı tutkudur. Önünde kan da olsa boynunu büker, acı da olsa onu taşır. Sevdası uğruna yanmayı bilir. Vazgeçmeyi değil, katlanmayı öğretir. Kırmızı; kalbin en diri çarpıntısıdır, insanın içindeki en sıcak ateştir.
Beyaz; saflığın, inancın, duruluğun ve doğruluğun rengidir.
Hakikatin sessiz ama güçlü yüzüdür. Din ve diyanet onun içinde yaşar. Ahlaki yücelik, sadakat ve büyük dostluklar onun gölgesinde büyür. O kirletilemez; çünkü özü temizdir. Değerlidir. İnsanlık değişse de, zaman eskise de beyazın taşıdığı hakikat kaybolmayacaktır.
Siyah ise insanlığın en çok yanlış anlaşılan rengidir.
Yüzyıllardır korkuların, bilinmezliğin ve talihsizliğin yükünü taşır. Oysa siyah, yalnızca karanlık değildir; içinde hem ateşi hem de suyu barındırır. İyilik de kötülük de onun içinde bir imkân olarak durur.
İyiliğe dönüştürüldüğünde siyah, insana büyük mesafeler kat ettirir. Ondan değil miydi Ömerler ve Halidler? Bu, karanlığın içinden hakikate doğru yürüyenlerin yolu değil miydi?
İnsan siyahın içinde kaybolabilir de bulabilir de kendini.
İnsanlar siyahı korkuyla anar; çünkü karanlıktır.
Ama aynı insan, merakla yine o karanlığa yürür. Çünkü orada kendi gölgesini, kendi gerçeğini ve kendi sınavını görür.
Osman Öztürk
27 Ekim 2004
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder