Görünmez sınırlar vardır;
sözleri sona erdiren ama söyleyişe izin vermeyen…
Ne olduğu hâlden hâle değişen,
Bazen bir korku, bazen kadim bir töre.
Kulun kalbini en mühim yerden tutan;
yapılması gerekeni erteleten,
niyeti fiilden ayıran.
Bu hâl, çözülmesi emek isteyen bir düğüm gibidir;
adı konulmamış bir imtihanı andırır.
Kimi zaman kul, “Bu benim imtihanım değil” diyerek
kendi payına düşeni fark etmez.
Oysa perde kendiliğinden kalkmaz.
Beklemek yetmez; sabrın hareketi,
gayretin edebini gerekir.
Zira tasavvufta sabır, durmak değil,
Hakk’a doğru yürümeyi terk etmemektir.
Halbuki Yüce Yaratıcı’nın kulun içine yerleştirdiği kuvvet,
bizzat sabrın kendisi değil midir?
Osman Öztürk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder