5 Mart 2026 Perşembe

Karşılıksız İyilik

.
Bir insan diğerine karşılık beklemeden, amaçsız iyilikte bulunabilir mi?. Modern insana ( Müslüman ‘a) göre bu mümkün değildir. Zira modern zaman ve içine saplanmış insan bunu idrak edemez. Gemisini kurtaranın kaptan olduğu ve kendi yükselmesini digerinin düşmesine bağlayan, kendi arzularının tatmini için canhıraş çabalayan , korkunc bir benlik duygusuyla kendine odaklanmış insanın Diğer’ini görmesi , duyması, anlaması imkansızdır artık. Özellikle muhafazakar kesimin dünyanın ( batı medeniyeti) çatallı diliyle soktuğu ve aldığı zehirle bırakınız aç komşusunu düşünmeyi, uzak diyarların mazlumuna klavyeden destek verdiğini sanarak, en azından tarafını belli etmek kabilinden (İbrahim’in karıncası) imanını pekiştirmenin huzuruyla tok yatıyor. Bu Müslüman tipi, bir insanın diğerine karşılık beklemeden ve amaçsız yardım ve iyilik edebileceğine inanmıyor. Eski hikayeler sosyal medyada paylaşılabilecek insan davranışları olarak kutsanıyor, atalarımız ne biçim adamlarmış vay be!!.. 
 
    Birinin diğerine hiç karşılık ummaksızın yaptığı iyilik mutlaka bir amaca hizmet etmeli diye kodlanıyor zihinlerde. Ben bir amaç gütmedim ve eğer güttüysem peygamberimden böyle öğrendim diyedir, başkaca da bir amacım yoktur demesi de karşılık bulmaz iyilik yapanın. İyilik yaptığına pişman edilecek denli muamele görür ki, sünnet ateşten gömlekmiş dedirtir aklıbaşındalara. Bu nasıl bir kötülük ateşi ki, hiçbir iyiliğin serinliği onu söndüremez?. Panzehiri kendinden bilir de, zehiri bilmez, anlamaz, kabul etmez. 

   Zamane muhafazakarı, dahil olduğunu sandığı ve gurur duyduğu gruptan eylemsel planda ayrılır. Diline peleseng ettiği değerleri sosyal medyada savaşırcasına savunur da, bu değerler hayatına zerrece nüfuz etmez. İnancını ritületilik bir eksende yaşar, namazını kılar da, trafikte yol isteyen diğerine gülümsemesini esirger ve bilakis hakaret ve sövgülerle onu insan olmaktan azad eder güya. Orucunu tutar da kendisine edilen bir hediyeyi en nefsî haliyle suizanlara boğar. Ayasofya’da namaz kılmaya gider de, kenarında pinekleyen açı doyurmayı akledemez. Peygamberin yazdığı reçetenin kabuğunu bilir de, prospektüsünü okuyup, bu reçetenin insanlık hastalığının tek tedavisi olduğu bilgisinden gafildir. Özüne inemez, reçetenin içinde ki cevheri kavrayamaz. 

    Öz kardeşi ile dünya için kavga ederken, insan’ın yeryüzünde Allah’ın Halifesi hakikati olduğunu ıskalar. Batı medeniyetinin hasta ettiği bu muhafazakar, korkunç benlik duygusunun ruhunu nasıl kemirdiğini bilmez. Düşeni yerden kaldırmanın sarp yokuşunda tökezlemiştir. Sokakta ki bir çocuğun başını okşayıp ona bir dondurma ikram etmenin kıymetini bilmezliğine razı olunacak denli kendi çocuğunu dahi nefsinin besini yapar ve asla doymak bilmez. 


   Bu muhafazakar bir kimsenin diğerine karşılıksız iyilik yapabileceğine inanmaz. Çünkü kendisinin her eylemi kendi nefsinin yemeğidir. Çünkü kendisi iyiliği asla karşılıksız yapmaz. 

                                                  Ersan Demir
                                                 3 Mart 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...