Kime, nereden geleceği bilinmeyen bir imtihanla karşı karşıyayız.
Gerçeğin içinden ha deyip çıkamadığımız bir imtihan.
Tamiri nasıl yapılır bilmiyoruz.
Kuruntularımız bulunduğumuz yeri
sürekli kontrol etmemize neden oluyor.
Bir uyurgezer gibi yatağımızdan kalkarız;
gözlerimiz açık olduğu halde nereye, ne için baktığımızı bilemeden.
Bir boşluk dolmadan başka boşluklar oluşur içimizde…
Neyi dolduracağımızı bilemeden.
Tek sığınılacak yerin Allah olduğunu biliriz, ancak “O”na dahi nasıl sığınılacağını bilemeden.
Dünyamız sürekli eksik.
İçindeki boşluklar ruhumuzu sarıp sarmalıyor.
Bir haykırış yükseliyor.
Bu boşluklar kalbimizi sararken, sessiz bir nida yükselir: “Ey Allah’ım beni duy!”
Acı, kalbin kabuğunu çatlatıyor;
çatlayan yerden hakikat sızıyor içeri.
İnsan çoğu zaman karanlıkta bu ışığı arıyor.
Ruhun tamiri acıya karşı sağlamlaştırılmış bir hissiyat.
Nerede elimizi tutacak olan “O” dost?
Bir arayış içerisindeyiz.
“O”nu bulamadan, “O”nu bulanlar ise bir eminlik içerisinde.
Sahi “O”nunla dostluk nasıl kurulur?
Kuruntularımız içimizde nasıl sakinleşir?
Tam da bulduk derken yeniden başlayan tedirginliklerimiz.
Ey Rabbimiz!
Sana yalvarıyoruz.
Sesimizi duy.
İçimizi itminana eriştir.
Âmin.
Osman Öztürk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder