Hayat, dış dünya ile iç dünya arasında gidip gelen bitmek bilmeyen bir seferdir. Çoğu zaman yolları aşındırma sebebimiz sadece hayatın idamesi, yani ticari bir kaygıdır. Eğer yola çıkma isteği böyle bir kaygıdan doğuyorsa, bir vazife olmaktan öteye gidemez.
Gün içerisinde işlerin arasında gidip gelmelerle akşamı eden insan, sadece günü bitirmiş olmanın ağırlığıyla evinin yolunu tutar. Ancak asıl yolculuk, insanın dışarıdaki gürültüden yorulup kendi içine dönmeye niyet etmesiyle başlar.
Bu, kulun her şeyden sıyrılıp kendi hakikatine yönelmesi; yani Rabbiyle o en mahrem ve en sessiz noktada buluşmak için yola koyulmasıdır. Burada asıl dert, bulunduğun ortamı terk edip kendinle hemhâl olmaktır. Bu, kalabalıkların gürültüsünden ve bitmek bilmeyen çatışmalardan asil bir kaçıştır.
Bu arada, amaç sadece uzaklaşmaksa, nereye gideceğinin pek de önemi yoktur. Ne zaman ki bu sıyrılma bir kurtuluşa evrilir, işte o an dışarıdaki rüzgârlar kesilir ve kişi içeriye doğru o büyük yolculuğuna çıkar.
Bu, kısa bir soluklanma değil; ruhun en kuytu köşelerine uzanan, zamanın ötesinde bir seyahattir. Çünkü başımıza gelen, bizi bizden eden ne varsa; o sarsıcı duygular, çözülmemiş problemler ve uykusuz bırakan kaygılar hepsi içerideki o odalardadır.
Bazen ruhun derinliklerinde, kapısını aralamaya dahi cesaret edemediğimiz kilitli odalar bulunur. Orada yüreğimizi kanatan, tozlanmış ama hâlâ taze duran, tamir edilmemiş duygular bekler. Vaktinde elini uzatabileceğin ama geri çektiğin işlerin vebali, o odaların havasını ağırlaştırır.
Bazen alınmış yanlış bir kararın yükü, bazen de yanlış zamanda susmuş olmanın sancısı vardır içeride. Kâr hanesine yazdıklarımızın aslında neyi eksilttiği ve kayıp saydıklarımızın bizi nasıl inşa ettiği yine odaların içerisinde gizlidir.
Her bir oda, başka bir yüzleşme anını bekler. Ve insan, bir gün o kaçınılmaz kapının önüne gelir. İçeri girip, tüm çıplaklığıyla aynaya bakarak; “Evet, ben geldim!” demek ister. Sırf yüzleşmek ve korkularının gözlerinin içine bakıp meydan okumak için…
Şimdi o kapının eşiğinde duran sana soruyorum, cesaretin var mı?
Selam ve dua ile
27 Nisan 2026
Osman Öztürk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder