18 Kasım 2025 Salı

KENDİNİ ARAMAK

        Devam ederken hayat güneş yine sabah doğup akşam çekilirken, bir gün varlığının farkına vardı. Sürüklendiği selin üstünde gördü kendini. Uzaklara daldı. Ne çok şey yaşamıştı, ne de çok savruldu. Aslında küçükken başlamıştı her şey, herkes okula gitti o da takıldı herkesin peşine, orada herkes belli bir kıyafet giydi o da takip etti herkesi. Derken verileni okudu, gösterileni öğrendi… Böylece alıştı o ‘toplum’ denilen furyaya.

Sonra gördüğünü yaptı, dinlediğini haykırdı, öğrendiğini savundu. İnsanlara karıştı, geleneklere yapıştı, yeniliklere rastladı… Günler tekerrür etti, yıllar birbirini takip etti. İnsanlara yetişmekle ve çağa ayak uydurmakla meşguldü. Zaman durmuyor, sürekli değişiyordu, hayata geç kalmamalı ve her yere yetişmeliydi. Evet onsuz olmazdı gezmeler, piknikler, sosyal medyada yapılan etiketler… Her şeye ve her yere yetişmeliydi, çünkü öyle olmasa kabul edilmez yalnız kalırdı, yaşadığı toplumun kuralı oydu. Düşünmeden, sadece gördüğünü yapması yeterliydi. İşte suyun üstündeki o sürüklenen çer çöp gibiydi adeta. Hırçın dalgalara yön veremeyen, o dalgalarda boğulmamak için çırpınan, ama nereye de gittiğini bilmeden savrulan bir çer çöp… Kıyıya çekilmek ya da hoyrat dalgalara dayanan o heybetli ağaçlara tutunmak hiç aklına gelmedi. Kimse de hatırlatmadı, belki de o duymadı hatırlatanı.

Bir kitap mı okudu, bir düşünürü mü dinledi, bir söyleşiye mi katıldı, bir samimi cümle mi dokundu yüreğine bilmiyoruz ama hayattaki yerinin farkına vardı. Güzel veya çirkin, iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız… Bir yaşanmışlık vardı ve durduğu bir yer vardı hayatta. Aslında o bulunduğu yerin farkına varmakla başladı her şey. Varlığını, mevcudiyetini hissetti. Öncesini sonrasını, geçmişi geleceğini ve düşün(e)mediklerini düşündü. Ne de çok düşün(e)mediği şeyler varmış onu fark etti. Elini alışkanlıklarından çekti, yüreğini hodbinlikten…

Yeni bir nefesle yenilendi hayatı, hoyrat dalgalara inat hayata tutunan kökü sapasağlam, dalları göğe yükselen ağaçlara tutundu, dalgalar arasından kıyıya çıktı. Çer çöp oluşunun, mücadelesinin, varlığının farkındaydı. En önemli olay; kendisinin farkındaydı artık. Hayatı anlam kazanmış, asıl macera yeni başlamıştı.

Hayat, benliğinin farkına varıp kendini arama çabası değil miydi zaten. Kendini arayan bulur mu? Bilmem… Ama şunu çok duydum; “Bulanlar ancak arayanlardır…”

Amine UVAT-16 Haziran 2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...