30 Kasım 2025 Pazar

Ayetlerden Bela ve Musibetteki Hikmet


A'raf-94. (Bütün bu kıssalardan alınacak derse gelince, ey insan! Adına musibet de-diğiniz şeyler bile, bizim rahmetimizin farklı bir tecellisidir.) Biz hangi ülkeye (rahmetimizin müjdecisi olarak) bir peygamber gönderdiysek, o (peygamberi yalanlayan, refahla şımaran, verilen nimetlere nankörlük eden) ülke halkını, yalvarıp yakarsınlar (âciz ve fakir olduklarını anlasınlar, bir üstünlük hastalığı olan kibirlerinden arınsınlar ve bütün bunların sonucunda gaflet uykusundan uyansınlar) diye mutlaka (ekonomik kriz ve bu krizin sonuçları olan) yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

A'raf-95. Sonra (arkadan gelen nesiller geç-mişte yaşananlardan ders alınca) kötülüğün (sıkıntının ve darlığın) yerine, iyilik (bolluk ve bereket) getirdik. Nihayet (aradan biraz zaman geçti. Sayıca) çoğaldılar (geniş imkânlara kavuştular) ve (yavaş yavaş azgınlaşmaya başlayarak) "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı (demek ki, bu olaylar ilahî bir uyarı, imtihan veya ceza değil. Tamamen tesadüflere bağlı olarak öteden beri süregelen basit tabiat hadi-seleri ve sosyal olaylardan ibaretmiş") dediler (ve tekrar gafletin derin uykusuna daldılar) Biz de hiç beklemedikleri bir anda onları ansızın yakaladık.

A'raf-96. Eğer o (peygamber gönderilen) ül-kelerin halkları inansalar (Allah'ın ya-salarındaki işleyişi kavrasalar) ve (buna bağlı olarak bir milletin geri kalmasına,fakirleşmesine ve başka milletlere bağımlı ve muhtaç olmasına sebep olacak şeylerden) sakınsalardı, üzerlerine gö-ğün ve yerin (bolluk ve) bereket kapıla-rını açardık. Fakat (onlara bu gerçekler hatırlatıldığında) yalanladılar, biz de on-ları yaptıklarına karşılık cezalandırdık.

A'raf-97. (Bu cezalandırmalar her zaman ola-bilir.) O halde, hangi toplum gece uyurken başlarına azabımızın gelmeyeceğin-den emin olabilir?

A'raf-98. Yahut hangi memleketin halkı, on-lar gündüz vakti eğlenirken başlarına azabımızın gelmeyeceğinden (gece veya gündüz gelen azapların, onları ebedi azaba götürmeyeceğinden) emin olabilir mi? (Var mı garantisi olan?)

A'raf-99. Yoksa onlar, (geçmiş kavimlerde olduğu gibi toplu helâklerin olmayışına bakarak, teknolojilerine güvenip, her türlü tedbiri alarak veya) Allah'ın (mühlet vermesini, yanlış anlayarak O'nun) azabından emin mi oldular? (Hadiseleri yanlış yorumlayarak, aldıkları tedbirlere güvenerek, gaflete dalıp) Hüsrana uğrayan (bunun sonucunda basiretleri bağlanan) topluluklardan başkası Allah'ın azabından emin olmaz.

A'RAF-100. Geçmişteki sahipleri helâk olup gittikten sonra bugün bu topraklarda hayat süren müşrikler (tarihin farklı olaylar üzerinden tekerrür edeceğini) hâlâ anlayamadılar mı? Eğer dileseydik, işledikleri günahlar yüzünden pekâlâ onları da cezalandırabilirdik. (Bu cezalar her zaman maddî olmaz. Bazen de manevî olarak gelir. Bir manevî ceza olarak) Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (kulakları olduğu halde) hakkı işitmezler. (Gözleri olduğu halde gerçeği görmezler. Akılları olduğu halde, yaratılanla, Yaratıcı arasında bağlantı kuramaz, yaratılışı tesadüfe bağlarlar.)

A'raf-101. İşte (geçmişte yaşamış) o toplumlar (ve onların ibret manzaraları...) Onla-rın haberlerinden bir kısmını sana (ve senin şahsında kıyâmete kadar gelecek tüm insanlara) anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri (ve peygamber misyo-nunun takipçileri) onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce inkâr ettikleri hakikate (kibir ve inatları yü-zünden) bir türlü iman etmeye yanaş-madılar. İşte, Allah kâfirlerin (küfürde ısrar etmelerinin bir sonucu olarak) kalplerini böyle mühürler.

A'raf-102. Onların çoğunda (vahye ve pey-gambere muhatap olmalarına rağmen, peygamberlerine) verdikleri söze (en ufak bir) bağlılık (emaresi) görmedik. Tam tersine, pek çoklarının (sözünde durmayan, ahlaksız ve) yoldan çıkmış kimseler olduğunu gördük.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Son Yazı

Renklerin Dili

Siyah, beyaz ve kırmızı… Üç renk, üç ayrı anlam, üç ayrı insanlık hâli. Kırmızı; aşkın, sevginin ve gönlün rengidir. Sevebilen insanın ruhun...